Martin Empson - Ekim 2011 ile Mart 2012 arasında bir noktada dünya nüfusu 7 milyarı aştı. Ne zaman böyle bir dönüm noktası geride bırakılsa, dergilerde kontrolsüz nüfus artışının tehlikeleri konusunda uyarı üzerine uyarı yapan çok sayıda makale yayınlanır. Dünya nüfusu 2012’den bu yana 700 milyon kişi daha arttı. Bu durum bazı politikacıların, nüfus bilimcilerin ve medya yorumcularının paniğe kapılmasına neden oluyor...

Ian Angus - Küresel ısınma. Kasırgalar. Yükselmekte olan deniz seviyesi. Dumanlı ve zehirli hava. Okyanuslardaki asitlenme ve ölü bölgeler. Türlerin yok oluşu. Toprağın aşınması. Tatlı su rezervlerinin tükenmesi. Ozon tabakasındaki incelme. Biyolojik bozunmadan muaf plastikler ve kimyasal kirlenme. Ormansızlaştırma. Çölleşme. Antibiyotik dirençli bakteriler. Tuhaf hastalıklar ve salgınlar…

Sinan Özbek - Marx 1818/1883 yılları arasında, Engels ise 1820/1895 yılları arasında yaşıyor. Bu yıllar kapitalizmin barbarca geliştiği yıllar. Köylü çocuğunun kırdan koparılıp, kentlerdeki fabrikalara tıkıldığı, çalışma saatlerinin oldukça uzun olduğu yıllar. Köylü çocuğunun işçiye dönüştüğü ve işçilerin de en sağlıksız koşullarda yaşamaya mahkûm edildiği yıllar.

Nuran Yüce - Aralık 2015’te 195 ülke Paris İklim Anlaşması’nı kabul etti. Bu Anlaşma ‘küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme göre 2 derecenin oldukça altında tutulması ve artışın 1,5 dereceyle sınırlandırılması’ hedefini içeriyordu. Böylece ülkeler bu sözleşme ile iklim değişikliğinin en kötü sonuçlarından ve zararlarından kaçınmak için net bir eşik belirlediklerini ilan ettiler...

Özdeş Özbay - Son birkaç yıldır felaket üzerine felaket yaşanıyor. Amazonlarda, Rusya’nın ve Avusturya’nın geniş ormanlarında dev yangınlar, kutuplarda dev buzul kayıpları, sıklığı ve gücü artan kasırgalar, dünya ölçeğinde artan kuraklık, hava kirliliği ve salgınlar. Tüm bunlar, tek amacı sermaye birikimi olan ve bu nedenle de sürekli olarak büyümesi gereken şirketlerin ve ülke ekonomilerinin birbiri ardına neden olduğu ekolojik sorunlar.

Çağla Oflas - Otoriter liderliklerin üzerinde oturdukları burjuva kurumları aşındırması, siyasal kutuplaşmaların yol açtığı istikrarsızlık, bölgesel emperyalist müdahaleler gibi çok yönlü krizler, darbe mekanizmasının çalışması için uygun ortam sağlıyor. 20. yüzyılda sermayenin krize girdiği, büyük işçi kitlelerinin ayaklandığı koşullarda, seçilmiş hükümetleri devirip toplumu yukarıdan aşağıya yeniden dizayn etmek üzere pek çok kez darbe yapıldı, darbe girişimi gerçekleşti. Darbeler çoğunlukla iktidardaki sağ partilere, zaman zaman da reformist partilere karşı yapıldı. Ancak hepsi işçi sınıfını hedefledi.

Melike Işık - 2020 Kasım ayı itibarıyla tüm dünyadaki Covid-19 vaka sayısı 46 milyonu buldu. Bununla birlikte 1 milyonu aşkın kişi hayatını kaybetti.[1] Bu tablo, salgın ilk baş gösterdiğinde nüfusun yalnızca çok küçük bir kısmının hayatını kaybedeceği düşüncesiyle Covid-19’un zararsız bir virüs olarak görülmesinin ne kadar büyük bir hata olduğunu gözler önüne seriyor.

Erkin Erdoğan - Küresel iklim değişikliğinin en önemli ve acil sorunlarımızdan biri olduğu, dünyada ve Türkiye’de giderek daha fazla sayıda insanın üzerinde anlaştığı bir düşünce haline geldi. Konda’nın 2019 yılında yayınladığı bir anket çalışmasına göre Türkiye’de her on kişiden en az altısı iklim değişikliğinden endişe ettiğini belirtiyor ve katılımcıların yarısı iklim değişikliğinin etkilerini hâlihazırda hissettiğimizi söylüyor. 

Faruk Sevim - Göç, yeni bir olgu değil. Ekonomik, askeri, siyasi, dinsel, çevresel nedenlerden dolayı insanlar daima göç ettiler. Fakat günümüzdeki insan hareketliliği, küresel düzeyde ve tarihte eşi görülmemiş bir hız ve çeşitlilikte gerçekleşiyor. Hem de devletlerin göçmenlere yönelik baskıcı, insanlık dışı politikalarına rağmen.

Engels’in o kadar genç yaşta statükoya öfke duymasına neyin sebep olduğu belli değil. Ama dünya işçi sınıfı Engels’in o kadar genç yaşta devrimci olmayı tercih etmesi nedeniyle çok şanslı. Şanslı çünkü Engels devrimci geleneğin oluşmasına eşsiz bir katkı yaptı.

Joseph Choonara - Covid-19 salgını ve beraberindeki çoklu krizlerin “yaşamın olağan akışını” sekteye uğrattığı, hayatın er ya da geç kaldığı yerden devam edeceği düşüncesi, 2020’yi berbat bir sapma olarak görmemize neden olabiliyor.[1] Pandemiyle karşılaşmamız bizler için nasıl bir bahtsızlık olursa olsun —ki bu dergi onun esasen sermayenin doğayı acımasızca yağmalaması yüzünden yaşandığını ileri sürer— ortaya çıkardığı krizler, zaten yaşanmakta olan sorunların şiddetli bir şekilde büyüyüp yoğunlaşmasının sonucudur.

Ozan Tekin - “Negrolar, kendi uyanışları, kendi otonomi talepleri ve kendi güçlerinin demokratik seferberliğinin sonucunda sınıf temeline doğru ilerleyeceklerdir. Küçük burjuvazi “toplumsal, siyasi ve ekonomik eşitlik” ve “kendi kaderini tayin hakkı” taleplerini sahiplenecektir; ancak mücadele içerisinde bunları kazanma konusunda dirayetsiz olduğu ortaya çıkacaktır. Negro proletaryası, çığırtkan küçük burjuvaziyi proletarya devrimi yönünde peşine takarak ilerleyecektir. Bu onlar için belki de en önemli yol. Dolayısıyla ‘kendi kaderini tayin hakkı’ talebini yükseltmememiz için bir neden göremiyorum.”