Bülent Somay - Amacım bazı tesadüflere dikkat çekmek. Öncelikle şunu söyleyebiliriz ki, koronavirüs salgını, insanlık tarihinin en büyük salgını değil. 14. yüzyılda ortaya çıkan veba salgınında Avrupa’daki insanların yüzde 30’undan fazlası öldü.

Şenol KarakaşBolsonaro ve Trump gibi, kendilerine oy veren kitleleri hiçe sayıp “aptal” yerine koymaya cüret eden liderler karşısında, insanların sokaklara dökülüp gösteriler yapması kaçınılmaz bir tepkiydi. ABD, SARS-CoV2’ye yakalanan insan sayısında açık ara en önde – bu satırlar yazılırken ülkedeki vakaların sayısı 905 bin 364’e yükselmiş, ölenlerin sayısı ise 51 bin 956’ya çıkmıştı. 

Enternasyonal Sosyalizm dergisinin 6. sayısı Salgın Günlerinde Sosyalizm Mücadelesi başlığıyla çıktı.

155 sayfalık teorik-politik derginin sunuşu ve içindekiler şöyle:

“Kapitalist toplum düzeni, çare bulunması gereken kötülükleri yeniden ve yeniden üretiyor.”

Friedrich Engels

Küresel salgın hepimizi bir ölüm kalım mücadelesinin içine çekti. Bir yandan bu mücadeleyi verirken bir yandan da 1800’lü yılların başından beri sosyalistlerin kapitalist üretim tarzı hakkında anlattıkları, bugün gözlerden saklanamaz ve yıkıcı gerçekler olarak milyarlarca insan tarafından gözlemleniyor, deneyimleniyor. Üretim, beslenme, barınma, sağlık, eğitim, güvenlik gibi alanlarda tüm insanlığın yaşamını rahatça sürdürmesine yetecek kaynaklara sahip olmamıza rağmen, kapitalizm, gezegeni, üzerindeki tüm canlı yaşamıyla mahvediyor. Tüm olanakları sermayenin kullanımına açan bir sistem olarak, yaşamı emen saf kötülük olduğu her geçen gün berraklaşıyor.

Levent Özyıldırım, Özdeş Özbay - Dördüncü Sanayi Devrimi veya Almanya’nın dijital versiyonlama literatürüne gönderme yaparak markalaştırdığı ismiyle Sanayi 4.0, günümüz teknolojisinin üretim alanında yol açtığı veri paylaşımı ve otomasyon dönüşümünü tanımlamak için kullanılıyor. Bu isimlendirmeye göre Birinci Sanayi Devrimi, yani Sanayi 1.0, mekanizasyon, su ve buhar teknolojilerinin üretim süreçlerinde uygulandığı dönem için kullanılıyor...

Philipp Probst - 7 Kasım 2009’da kaybettiğimiz devrimci sosyalist, marksist teorisyen ve İngiltere’deki Sosyalist İşçi Partisi’nin lider kadrolarından Chris Harman, ölümünden kısa bir süre önce patlak veren ekonomik krize dair bir analiz yayınlamıştı: Zombi Kapitalizm.

Meltem Oral - SSCB’nin karakteri sosyalistler için güncel bir tartışma konusu. Dağılmasının üzerinden bir hayli zaman geçmiş olan bir rejimin yapısının ne olduğu sorusunu güncel kılan birkaç tartışma var. Bu tartışmaları işçi sınıfı mücadelesine dair yaklaşımı ve tarih anlatımı içerisinde sovyetleri çarpıtmayı seven ana akım sağla, liberallerin yorumları ve SSCB’nin karakterine dair hakim analizi güncel siyasi gelişmelerin yanı sıra devrim anlayışında da belirleyici olan sol içi argümanlar olarak ayırmak mümkün.

Mark L Thomas - Egemen olan ve gündemi belirleyen sol değil, aşırı sağın yükselişi. Son 20 yıldır yoğunlaşan İslamofobiyle, göçmenlere karşı tırmanan savaşla ve Trump’ın dünyanın en güçlü devletinin başına geçmesiyle körüklenen aşırı sağ, 2. Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde hiç olmadığı kadar siyasal meşruiyet kazanmış durumda. Böylesi gelişmeler panikletici olsa da, faşizm tehlikesinin bu yükselen ırkçılık ve gericilik dalgasının önemli bir parçası olmamasından teselli bulup rahatlayabilir miyiz? 

Şenol Karakaş - Otoriterleşme gerçekten de bir dalga gibi, dünyayı sarıp sarmalıyor. ABD 329 milyon, Rusya 147 milyon, Macaristan 10 milyon, Hindistan 1 milyar 370 milyon, Brezilya 212 milyon ve Türkiye 83 milyonluk nüfuslarıyla, yaklaşık 7,5 milyar kişilik dünya nüfusunun yedide birini oluşturuyorlar. Bu ülkelerin her biri otoriter siyasetçiler tarafından yönetiliyor. Her bir otoriter liderin bir diğerinden farklı özellikleri var ve kuşkusuz her ülke bir diğerinden farklı bir dizi özelliğe sahip. 

Arife Köse - Son yıllarda sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada yaşanan siyasi gelişmeleri açıklarken yaygın bir otoriterleşme eğiliminden söz ediliyor. Dünyada bu eğilimin simge isimleri arasında Donald Trump, Victor Orban, Vladimir Putin ve Recep Tayyip Erdoğan gibi isimler sayılırken kısa süre önce Brezilya’nın başkanı olarak seçilen Jair Bolosonaro gibi yenileri de bu listeye ekleniyor. Bu eğilime eşlik eden bir diğer küresel olgu ise, zaman zaman ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına kadar varan bir milliyetçilik. Bu makale, otoriter yönetimlerin anti-demokratik uygulamalarını meşrulaştırmak için milliyetçilikten yararlandıklarını, bunu yaparken ‘güçlü devlet, güçlü millet’ ve yabancı ve göçmen düşmanlığı söylemlerine dayandıklarını anlatıyor. 

Şenol Karakaş - 2013 Newroz’unda Abdullah Öcalan’ın demokratik siyaset çağrısı okundu. Bu çağrı sosyal, ekonomik ve mekânsal anlamda büyük yıkımlara neden olan 30 yıllık bir çatışma döneminden sonra, devletin bilgisiyle, Diyarbakır gibi sembolik bir merkezde, sembolik bir günde ve bir milyona yakın insanın huzurunda yaptı. Tarihi nitelikteki bu çağrıyı ve sadece 5 sene önce yapılmış olduğunu hatırlayınca, toplumsal bir şans olarak çözüm sürecinin elimizden kaçmış olmasına hayıflanmamak mümkün değil.

Anne Alexander - Geçtiğimiz aylar, Alex Callinicos’un Ortadoğu jeopolitiğinin “çok katmanlı satranç oyunu” olarak adlandırdığı oyunun büyük aktörleri arasında giderek derinleşen çatışmanın kaygı verici işaretleri ile doluydu.Mart 2018’de, Türkiye ordusu Suriye’ye girdi ve çoğu Kürtlerden oluşan on binlerce kişi Afrin’den kaçmak zorunda kaldı. Birkaç hafta sonra İsrail, Suriye’de İran hedefleri olduklarını iddia ettiği yerleri füze yağmuruna tuttu.

Esme Choonara, Yuri Prasad - Baskılara maruz kalmayanlar kurtuluş mücadelesinin bir parçası olabilirler mi? Beyaz insanların tümü ırkçılık suçuna katılırlar mı yoksa siyahların özgürlük kavgasının bir parçası olabilirler mi? Eşcinseller ve heteroseksüeller ayrımcılığa karşı birleşebilirler mi? Erkekler kadın hakları mücadelesinin bir parçası olabilirler mi? Bunlar imtiyaz teorisi ve kitlesel baskılar üzerine olan tartışmalardaki sorulardan sadece birkaç tanesi.