Ekonomik Kriz, İklim Krizi, Salgın Krizi ve Biriken Öfke

ENTERNASYONAL SOSYALİZM
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Özdeş Özbay

Son birkaç yıldır felaket üzerine felaket yaşanıyor. Amazonlarda, Rusya’nın ve Avusturya’nın geniş ormanlarında dev yangınlar, kutuplarda dev buzul kayıpları, sıklığı ve gücü artan kasırgalar, dünya ölçeğinde artan kuraklık, hava kirliliği ve salgınlar. Tüm bunlar, tek amacı sermaye birikimi olan ve bu nedenle de sürekli olarak büyümesi gereken şirketlerin ve ülke ekonomilerinin birbiri ardına neden olduğu ekolojik sorunlar.

Bilim insanları iklim değişiminin var olduğu konusunda uzlaşıyor, ancak bu, birkaç on yıl öncesine kadar böyle değildi. Aynı durum hemen hemen bütün diğer sorunlar için de geçerli. Yani bilimin arkasında birleşmek aslında her zaman geçerli olamıyor.

Fosil yakıt kullanımının sonucu olan karbon salımlarının küresel ısınmaya neden olabileceği 1800’lü yılların sonundan beri araştırılıyordu. Ancak bilim insanları tarafından, 1960’lardan itibaren ciddi bir konu olarak ele alınmaya başlandı. Dünyanın en büyük fosil yakıt şirketlerinden Exxon Mobil’in 1977 yılında yaptırdığı araştırmalar, küresel ısınmayı, o zamandan beri bildiğini ortaya çıkardı.1 Ne var ki, Exxon Mobil 2000’li yılların ortasına kadar dünyanın en büyük iklim inkârcısı olmayı sürdürmüştü. Hatta küresel ısınmanın gerçek olmadığını “bilimsel olarak kanıtlayan” araştırmalara dev bütçeler sunuyordu ve bu araştırmalar uzun bir süre boyunca “bilimsel gerçeklik” olarak kabul gördü. Bilim insanlarının o dönemdeki ana argümanı, okyanusların karbondioksiti emme kapasiteleri üzerine kuruluydu. Bu fikirler 68 hareketi sonrası başlayan çevre hareketlerinin yarattığı basınç sayesinde geriledi ve egemen fikirlere meydan okuyacak olan bilim insanları da bu sayede cesaret buldu.

Koronavirüs salgını da aslında bazı bilim insanları tarafından öngörülüyordu. Şirketlerin eskiden balta girmemiş ormanlar denilen tropikal yağmur ormanlarına ve vahşi yaşam alanlarına kâr ve kaynak sömürüsü için girmesi, hayvancılık endüstrisinin küresel ölçekte yayılması ve küresel hava taşımacılığının hızla artması sonucu, yabani hayvanlardan insanlara yeni tür virüslerin geçebileceği ve bu virüslerin hızla dünya çapında salgınlara neden olabileceği son on yıldır yazılıyordu. Almanya’nın, örneğin, 2012 yılında Robert Koch Enstitüsü ve çok sayıda bilim insanından oluşan bir gruba “Halkı Koruma Risk Analizi Raporu” hazırlattığı ve bu raporda dünyanın karşılaşabileceği muhtemel sağlık krizleri arasında, dünya çapında bir koronavirüs salgının da olduğu ortaya çıktı. Öngörülen senaryoda, Güney Asya’da bir vahşi hayvan pazarından başlayarak dünyaya yayılan, üç yıl boyunca milyonları öldürecek bir koronavirüsten söz ediliyor.2 Özellikle SARS salgını sonrasında bu konuda çok sayıda araştırma yapıldığı gibi, bilim kurgu filmlerine de konu olmuştu muhtemel salgınlar. 2011 yapımı Contagion filmi de yine uzak Asya’da bir vahşi hayvan pazarından tüm dünyaya yayılan bir koronavirüsün dünya genelinde milyonları öldürdüğü pandemide, ülkelerin sınırlarını ve ekonomiyi durdurmak zorunda kalacağını anlatıyordu.

Bilim insanları her ne kadar sorunları önceden öngörebilseler de, son tahlilde bilim de diğer her şeyde görülebilen muhafazakâr eğilimlerin güçlü olduğu bir alan ve yeni, radikal fikirlerin kabul görmesi zaman alabiliyor. Bilim dünyasında kabul gören fikirlerin pratikte hayata geçirilmesi ise tamamen politik bir mesele. Kapitalizm altında, ister demokratik ister otoriter olsun, tüm rejimlerde ekonomik gücü elinde bulunduran yüzde 1’lik kesim aynı zamanda politik iktidarlara da sahip. Teker teker ve devletler düzeyinde rekabet içerisinde olan bir sistem, bilim insanları ne kadar uyarırsa uyarsın, ekonomik çıkarları öncelemeden hiçbir adım atmıyor.

Küresel ısınmayı durdurmak konusunda küresel bir ortak tavır alamıyorlar çünkü bunlar, ekonomik rekabet içerisinde hareket eden devletler. Salgınla mücadelede de ortak tavır alamıyorlar; yine rekabet halindeler. Her biri bu durumdan en az ekonomik zararla çıkıp, ekonomisini bir an önce çalıştırmaya başlayarak, rakipleri üzerinde avantaj elde etmek istiyor.

Her şeye rağmen, kriz anları büyük çelişkilerin geniş kitlelerin gözünde çok daha net bir şekilde görülebildiği zamanlardır ve dünyanın böyle zamanlarda, daha önce hareketsiz olan kitlelerin mücadeleye girebildiklerine şahit olmuşluğu da var. 1918’de ortaya çıkan ama daha öncesinde başlamış olan İspanyol gribi dönemi; Rusya, Macaristan, Almanya ve İtalya’da işçi devrimlerinin yaşandığı bir dönemdi. Bu devrimler yenilseler de geride, faydalanabileceğimiz önemli bir deneyim bıraktılar.

Bugün, eleştirilere yıllarca kulağını tıkayan küresel örgütler de adeta muhalif örgütler gibi açıklamalar yapabiliyor. IMF toplumsal eşitsizliklere, Dünya Sağlık Örgütü (DTÖ) kamusal sağlık bütçelerinin önemine, dünyanın en büyük şirketlerinden oluşan Dünya Ekonomik Forumu ise iklim krizine dikkat çekebiliyor. Salgınla mücadele için dünyanın en sağcı neoliberal liderleri, bundan iki ay önce önerilmesi dahi imkânsız olan fikirleri hayata geçirebiliyorlar. Trump her eve 1200 Dolar tutarında yardım çeki gönderiyor, Fransa Cumhurbaşkanı Macron Afrika’nın borçlarının silinmesi gerektiğini söylüyor, Birleşik Krallık Başbakanı Johnson işe gitmeyip evde kalan işçilere ücretlerini ödeyebiliyor.

Daha önce yapılan uyarıları ekonomik rekabet nedeniyle ciddiye almayan yönetimler, kriz vurduğunda her ne kadar yine şirketlerin çıkarlarını önceleseler de artık diğer toplumsal sorunları görmezden gelemez oluyorlar. Bu nedenle, en ciddiye alınan sermaye yayın organlarında bile normal zamanlarda görülmeyecek ölçüde radikal yazılar yer alabiliyor. Mesela bir ekonomi kanalı olan Bloomberg’in internet sitesinde “Bu salgın sosyal devrime neden olabilir” başlıklı bir makale yayımlanabiliyor.3 Aslında sermayenin sesi olan, fakat aynı zamanda dünyanın en ciddi yayın organlarından biri de sayılan Financial Times’ta, aktivist Arundathi Roy kapitalizmden kurtulmak gerektiğini yazabiliyor.4

Çelişkilerin gözle görülür hale geldiği, kapitalizmin hızla itibarını kaybettiği ve daha şimdiden (karantina koşullarına rağmen) grevlerin, dayanışma ağlarının ortaya çıktığı bir dönem, radikal bir geçiş dönemidir, ama bu geçişin otomatikman daha iyi bir toplumsal sisteme doğru gerçekleşeceğini söyleyemeyiz. Böyle bir geçiş dönemine politik bir müdahalede bulunabilmek için, öncelikle içinde bulunduğumuz durumu analiz etmemiz ve sonrasında da mücadele olanaklarına bakmamız gerekiyor.

 

Salgının Ekonomiye Etkisi

İçinden geçtiğimiz salgın krizinde tüm devletlerin önceliği, beklenebileceği üzere, ekonomi oldu. Çin bu yüzden, Kasım’da farkettiği yeni koronavirüsünü dünyadan iki ay boyunca sakladı; ABD, Birleşik Krallık, Brezilya, Hindistan ve daha birçok ülke salgını inkâr ederek ya da “abartmayın” diyerek ekonomik faaliyetlerini sürdürdü. Ardından hemen hepsi sıkı önlemler almak zorunda kaldılar fakat bu sefer de şirketleri kurtarmak üzere hazırlanan bir takım kurtarma paketleriyle harekete geçtiler. Şimdi de ekonomilerini mümkün olan en kısa zamanda yeniden çalıştırmaya yönelik planlarını ilan ediyorlar.

Yaşanan krizin boyutunu anlamak için dünyanın en zengin ülkesi ve aynı zamanda en büyük emperyalist gücü olan ABD’de yaşananlara şöyle bir bakmak yeterli olacaktır. Olağanüstü koşullar için aylar boyunca yetecek benzin depoları bulunan ABD’de maske sıkıntısı yaşanıyor. Sosyal sigorta sisteminin olmadığı, sağlık hizmetlerinin tamamen kâr güdümlü özel şirketlere bırakıldığı ülkenin hastanelerinde kaos hakim. Salgının en sert vurduğu New York’taki manzara, yoksul ülkelerdekinden bile kötü. Hastanelerde yeterli solunum cihazı yok, yeterli sayıda yatak yok, cenazelere yetecek kadar morg yok; hastane bahçelerinde, soğutuculu TIR’lar bekliyor. Cenazelerin parklara gömülmesi ya da yakılması bile gündeme gelebiliyor.

Noam Chomksy, bir röportajında, salgınla kapitalizm arasındaki ilişki hakkında, haklı olarak “gelecekteki bir felaketi engellemek kâr getirmez” düşüncesinin önemine vurgu yaptı. 2003’te görülen ve bir koronavirüs türü olan SARS salgınından bu yana, küresel salgın konusunda ısrarla uyarılar yapıldığını, ancak bunların dikkate alınmadığını, hatta SARS için aşılar geliştirilmiş olmasına rağmen şirketlerin bu yatırımları kârlı bulmadıkları için programları durdurduklarını hatırlattı. Benzer şekilde, ABD’nin 2014’te, solunum cihazı sıkıntısını fark ederek bir şirketle anlaştığını, fakat kârlılık sorunu nedeniyle cihazların teslim edilmediğini de ekledi; “Şirketlerin kârlarını yükseltmeye odaklanmaları, devletin gelecekteki bir krize hazırlanma hedefiyle her zaman uyuşmuyor.”5

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalian Georgieva, 9 Nisan’da yaptığı açıklamada şöyle diyordu; “Açıkçası Büyük Buhran’dan sonra en büyük ekonomik yıkımı bekliyoruz… Sadece üç ay önce 160’dan fazla ülkede pozitif gelir artışı bekliyorduk. Bugün ise 170’ten fazla ülkenin negatif gelir büyümesiyle karşı karşıya kalacağını öngörüyoruz.” Georgieva ayrıca 1 trilyon dolarlık bir borç verme potansiyeline sahip olduklarını, ancak 90’dan fazla ülkeden “acil yardım talebi” aldıklarını, bunun daha önce hiç görülmediğini vurguladı.6

IMF’in Nisan ayında yayınladığı “Büyük Kapatma” (The Great Lockdown) raporuna göre, dünya ekonomisi 2020 sonunda yüzde 3 küçülebilir. 2021 tahmini ise yüzde 5,8 büyüme olacağı yönünde. IMF daha kötü senaryoları da hesaplıyor raporunda. Salgının 2021’de tekrar yayılması ve sanayinin yeniden kapatılmasıyla, küresel küçülme, 2021’de yüzde 8’i bulabilir deniyor.7

Aynı raporda, ABD için daha öncesinde (Ocak raporunda) 2020 yılında yüzde 2 büyüme beklenirken, şimdi yüzde 5,9 küçülme; Çin için yüzde 6 büyüme beklenirken şimdi yüzde 1 büyüme ve Euro bölgesi için yüzde 1,3 büyüme beklenirken şimdi yüzde 7,4 küçülme beklenmeye başlandığı görülüyor. Türkiye için ise, 2020’de yüzde 5 küçülme öngörüyor ki Ocak raporunda yüzde 3 büyüme bekleniyordu.8

Burada en önemli veri, Çin’in büyümesindeki radikal düşüş, çünkü 2008 küresel krizi sırasında dünya ekonomisini çökmekten kurtaran ülke Çin’di. Çin yüzde 10 gibi yüksek oranlarda büyüyerek küresel kapitalizmi bir ölçüde dengelemişti. Şimdi küresel kapitalizmi dengeleyebilecek bir ülke kalmamış görünüyor.

Küresel ekonomi karantina uygulamaları nedeniyle alarm verirken bir de bu duruma dev kurtarma paketlerinin etkisi eklendi. ABD, salgınla mücadele kapsamında 2,2 trilyon dolarlık bir paket ilan etti ki bu miktarın yetersiz kalacağı daha şimdiden ortada. Paket, işsizlik ödeneği ve hanelere maddi destek gibi bir takım uygulamaları içerse de, aslında şirketleri koruyor:

  • Şirketler için 500 milyar dolarlık
  • Küçük işletmeler için 367 milyar dolarlık
  • Çöken piyasalara destek olması için Federal Rezervlere 454 milyar dolarlık
  • Hastanelere 130 milyar dolar
  • Emlak yatırımcıları için 170 milyar dolarlık vergi affı.
  • Havayolu sanayi için 25 milyar dolar
  • Savunma anlaşmaları için 17 milyar dolar ek bütçe.9

Bu paketin ilanından hemen birkaç gün sonra, 9 Nisan’da, ABD Merkez Bankası 2,3 trilyon dolar ilave kredi paketi açıkladı. Bu krediden eyaletler ile küçük ve orta ölçekteki işletmeler faydalanacak.10 Ayrıca 2 trilyon dolarlık ek altyapı harcaması yapma planları üzerinde de çalışmaya başlandı.

Şirketlere ve piyasalara yüz milyarlarca dolarla destek olunurken, işsizlik oranları artmaya devam ediyor. ABD’de sadece Mart ayı sonunda, işsizlik maaşı almak için, bir haftada 3 milyondan fazla kişi başvurdu. Nisan ayında işsiz sayısı 22 milyona yükseldi. 2009’daki mali kriz sırasında işsizlik oranı rekor kırarak yüzde 10’a ulaşmıştı. Böyle devam ederse işsizlik oranının Mayıs ayına kadar yüzde 13’e çıkabileceği söyleniyor.11

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri de salgının etkilerine karşı yaklaşık 540 milyar avroluk ekonomik pakette uzlaştı. Bu bütçenin 100 milyar avroluk kısmı istihdamı korumak için ücret destek programı olurken, üye ülkelerdeki kısa süreli çalışma programlarına mali katkı sağlanacak. 200 milyar avroluk kredi dilimi ise Avrupa Yatırım Bankası’nın (EIB) işletmelere vereceği destek. Üye ülkelere mali destek vermek için Salgın Kriz Desteği adında yaklaşık 240 milyar avroluk bir kredi programı daha kuruldu.12

Üretimin önemli ölçüde durduğu, uçuşların ve taşımacılığın radikal biçimde azaldığı bir dönemde enerji ve benzin tüketimi de azaldı. Bu durum fosil yakıt şirketlerini ve bu gelire bağımlı olan ülkeleri de krize soktu. Petrol üreticisi ülkelerin üçte birinin oluşturduğu petrol tekeli OPEC ile Rusya arasında Mart ayında yaşanan krizin ardından petrol fiyatları radikal şekilde düşmüştü. Salgınla birlikte petrol tüketiminin de azalması sonucunda, OPEC ve Rusya 9 Nisan’da uzlaştılar ve petrol fiyatları yeniden yükselmeye başladı.13 12 Nisan’da ise OPEC ve diğer petrol üreticisi ülkeler, salgın nedeniyle azalan petrol kullanımı gerekçesiyle petrol üretimini yüzde 10 azalttıklarını açıkladılar.14 Bu, tarihte görülen en büyük petrol üretimi kesintisiydi. Ancak bu rekor üretim kesintisi bile petrol fiyatlarındaki düşüşü durduramadı, ve 20 Nisan’da ABD’de tüm yakıt depolarının dolmasıyla birlikte petrol fiyatları çakıldı. Batı Teksas tipi petrol, bir süre boyunca sıfır doların altında işlem gördü.

Ekonomideki bu hızlı çöküş elbette şirketlerden çok işçi sınıfını etkiledi. Uluslararası Emek Örgütü ILO, 2020 sonuna kadar, salgın nedeniyle küresel düzeyde 25 milyon kişinin işsiz kalabileceğini ve işçilerin 3,4 trilyon dolarlık gelir kaybına uğrayacağını tahmin ettiğini açıkladı.15 Ancak daha yakın tarihli bir başka raporunda, küresel ölçekte salgın nedeniyle kapanan işletmelerde ve işten çıkarmalar açısından yüksek riskli sektörlerde 195 milyon işçinin fiilen işsiz kalabileceğini söylüyordu.16 En temel ihtiyaçlarını gidermek için maddi desteğe ihtiyaç duyacak olan milyonlarca insan zaten kapitalist ekonomi çöküşteyken, beklediği devlet desteğine erişemeyecek. Dünyada, böyle bir desteği ancak birkaç ay boyunca verebilecek durumda olan çok az sayıda zengin ülke var.

Salgının yol açacağı ülkeler, sınıflar ve cinsiyetler arası eşitsizliklere dikkat çekmek üzere, uluslararası yardım kuruluşu Oxfam da 9 Nisan’da “Yoksulluk Değil, Onurlu Bir Yaşam” adlı bir rapor yayınladı.17 Raporda, salgın nedeniyle, dünya genelinde 420 milyon ile 580 milyon kadar insanın yoksulluk sınırının altına itilebileceğinden bahsediliyor. Hâlihazırda, küresel düzeyde 2 milyar insanın enformal olarak çalıştığını, yani sigortasız olduklarını ve dolayısıyla ücretli izin ya da sağlık hizmetlerinden yararlanamadıkları da belirtilmiş.

Rapor cinsiyet eşitsizliğine özel bir vurgu yapıyor. Dünya genelinde, sağlık alanında çalışanların yüzde 70’inin kadınlar olduğunu ve bu grubun salgınla mücadelede en önde mücadele ederken, aynı zamanda en büyük risk grubunu da oluşturduğunu hatırlatıyor. Ayrıca ücretsiz ev bakım işlerinin de yüzde 75’i kadınlar tarafından yapılıyor. Yine temizlik çalışanlarının da büyük çoğunluğu kadınlardan oluşuyor. Kadınlar, salgınla mücadelede en ön saflarda yer alırken güvencesizlik, yoksulluk, koruma önlemi eksikliği ve elbette ev içi şiddet gibi nedenlerle, en olumsuz etkilenen toplumsal kesim durumunda.

Salgın, tüm bu raporlar ve senaryolarda tahmin edilen sonuçlara yol açacak olursa, bu durum, toplumsal eşitsizliklerin ve öfkenin küresel ölçekte büyüyecek olması anlamına gelir.

 

Salgının İklim Krizine Etkisi

Salgınla mücadelenin sürmekte olduğu son birkaç ayın genel ekonomik ve toplumsal tablosu böyleyken, küresel ısınma da tam gaz devam ediyor. 2015-2019 arasındaki beş yıl, arka arkaya dünyanın en sıcak beş yılı olmuştu. 2016, dünyanın en sıcak yılıydı, ardından da ikinci sıcaklık rekorunun kırıldığı 2019 geldi. 2019, aynı zamanda okyanus sıcaklıklarında da rekor kırılan yıl oldu. 2020’ye, bunların yanı sıra dev orman yangınlarıyla, Kuzey Kutbu’nda görülen rekor erimeyle ve Güney Kutbu’nda, tarihte ilk kez 20 derecenin üstünde kaydedilen bir sıcaklık rekoruyla girdik.

Copernicus İklim Değişikliği Servisi verilerine göre, Avrupa’da Mart ayı sıcaklık ortalamaları 19812010 ortalamasının neredeyse iki derece üzerindeydi. Kuzey Kutbu’nda buzul miktarında artış gerçekleşmesi gereken bir dönemden çıkılırken, beklenenden yüzde 6 oranında az deniz buzu oluştuğu belirlendi.18 Buna bir de rekor sıcaklık nedeniyle yaşanacak erime miktarları eklenecek bu yaz.

ABD merkezli Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) ise Nisan ayında metan gazı seviyelerinin, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını açıkladı. Karbondioksitten yaklaşık 80 kat daha güçlü bir ısı tutucu olan metan, atmosferde yüzyıllar boyunca kalan karbondioksitin aksine sadece on yıl kalıyor, ancak 80 kat fazla ısı tuttuğu için kısa zamanda, küresel ısınmada radikal bir artışa neden oluyor.19

Küresel ısınmayla mücadele konusunda devletler hiçbir somut adım atamamışken ortaya çıktı yeni koronavirüs salgını. Fakat küresel çapta uçuşların, trafiğin ve üretimin azalması, karbon salım oranlarında bazı değişikliklere de yol açtı.

The Guardian köşe yazarı Jonathan Watts’ın, Covid-19 salgını dönemindeki karbon salımı oranlarına dair derlemesinde, gelişmiş kapitalist ülkelerin arka arkaya, özellikle de Mart ayı içerisinde aldığı sınırlar ve kentleri kapatma kararı sonucunda, özel araç kullanımının, havayolu ulaşımının, sanayinin ve gemi taşımacılığının radikal ölçüde azaldığını belirtiyor. Ayrıca önemli bir hatırlatma daha yapıyor, ve azalan hava kirliliğinin kalp krizi, astım, solunum hastalıkları gibi kronik hastalar üzerinde olumlu etkisi olacağını söylüyor. Bunun ayrıca hava kirliliği kaynaklı ölümleri de engelleyebileceği anlaşılıyor ki dünya genelinde yılda 7 milyon kişi, hava kirliliği kaynaklı hastalıklardan dolayı erken ölüyor. Karbon salımındaki azalma devam edecek olursa, kirlilik kaynaklı ölümler de azalacak.20

Sadece Birleşik Krallık’ta, araç trafiğinin Mart ayında yüzde 70 azaldığını belirtiyor Watts. Çin’in karbon salımında, Şubat başından Mart ortasına kadar geçen sürede yüzde 18 gibi radikal bir düşüş yaşanmış. Bu da yaklaşık 250 milyon ton daha az karbon demek, ki bu miktar aynı zamanda Birleşik Krallık’ın bir yılda saldığı karbondan çok daha yüksek bir miktar. ABD’de dahi yolcu aracı trafiği yüzde 40 azalmış görünüyor. Böyle devam ederse, 2008-2009 küresel ekonomik krizinden sonra, ilk kez küresel karbon emisyonlarında bir azalma yaşanacak, diyor Watts. The Guardian’ın hazırladığı özel bir araştırma dosyası, sadece 23 Mart itibariyle bir önceki yılın aynı gününe göre, dünya genelinde uçuşların yüzde 48 azaldığını bildiriyordu.21 Bu oran Mart ayından sonra muhtemelen daha da artmıştır.

Dünya genelinde her gün 99.700 ticari uçuş gerçekleşirken, salgın nedeniyle bunun, yıl sonunda dörtte bir azalmış olması bekleniyor. Araçların kullandığı benzin miktarının da yüzde 9,4 azalması beklenebilir.

Böyle devam edecek olursa, 2020 sonu karbon salım değerlerinde 2,5 milyar ton azalma olacak. Uzmanlar bu yılın sonunda fosil yakıt ve çimento üretiminden kaynaklı olarak, 36,8 milyar ton karbon salımı bekliyordu.

Yani Paris İklim Anlaşması’na rağmen, bir önceki yıldan daha fazla karbon salımı gerçekleşecekti. Ancak şimdi bir yıllık karbon salımında yüzde 5 azalma olacağı öngörülüyor. Bu gerçekleşirse, küresel çapta, bugüne dek görülen en büyük düşüş yaşanacak.22

Ancak gelişmelerden ümitlenebilecek durumda değiliz. Mart başında 36 ülkeden 181 bilim insanı tarafından, toplamda 300 bin ağacın yıllar boyunca düzenli olarak incelenmesiyle yürütülen bir araştırmanın sonuçları yayınlandı. Buna göre, dünyanın karbon yutakları olan yağmur ormanları, karbon tutma kapasitelerini yitiriyorlar.

1990-2000 yılları arasında, insan kaynaklı karbondioksitin yüzde 15’ini tropik ormanların yakaladığı görülüyor. Bu oran, karada yakalanan karbondioksitin yaklaşık yarısına denk geliyor çünkü dünya karbondioksitinin yüzde 70’ini okyanuslar yutuyor. Araştırmacılar, tropik ormanların 1990’larda atmosferden 46 milyar ton karbon tutarken, 2010’larda bu kapasitenin 21 milyar tona düştüğünü ortaya çıkardılar. Kayıp miktar, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve Kanada’nın on yıllık karbon salımlarının toplamına eşit.23

Bu, ağaçların sıcaklık artışı yüzünden daha fazla oksijen tüketmeleri ve daha çabuk ölmelerinden dolayı yaşanıyor. Bunun yanına, geçtiğimiz yıl dünyanın en büyük yağmur ormanları olan Amazonlardaki dev yangınları, Rusya’daki orman yangınlarını ve son olarak da Avusturya kıtasında yaşanan, aylarca süren orman yangınlarını kattığımızda, salgın döneminde düşen karbon salımının kesinlikle gezegeni kurtaracak düzeyde olmadığı görülebilir.

Sean Woods, Rolling Stones dergisinde, haklı olarak, “Koronavirüs hızlı hareket eden bir iklim krizidir” diye yazıyordu. Kapitalizmi teşhir ettiği bu yazısında, Alexandria Ocasio-Cortez’in “konu aslında sadece bilim ile ilgili değil, bilime meydan okuma gücünü koruyan sistemlerle ilgili” sözlerine de yer verdi.24

Bugün yaşanan pandemi, bilim insanları tarafından yıllar önce öngörülmüş olsa da gereken tedbirlerin alınmamamış olmasının sonuçlarını yaşıyoruz. Üstelik bu koşullar bile şirketler tarafından fırsata çevrilebiliyor ve eğer mücadele etmezsek salgın öncesinden çok daha kötü bir durumla karşı karşıya kalabiliriz.

 

Şok Doktrini

Naomi Klein Şok Doktrini kitabında, şirketlerin krizleri nasıl fırsata çevirdiğini anlatır. “Felaket kapitalizmi” olarak adlandırdığı sistemde, hemen her tür ekolojik felaket, doğa olayı veya bugünkü gibi salgınlar, bazı şirketlerin sömürü seviyelerini artırmasına yarayabiliyor.

Klein, felaketlerin kapitalizme içkin oldukları gerçeğini vurguluyor. Kapitalizmin sürekli büyüme zorunluluğu, kaçınılmaz olarak, giderek azalan doğal kaynakların ve işçilerin daha vahşi bir şekilde sömürülmesine yol açıyor. Bu sürdürülemez durumun ekonomik krizler ve ekolojik felaketler yaratması da kaçınılmaz. Buraya kadar söylediklerinde yeni olan bir şey yok. Ancak buradan yola çıkarak, neoliberalizmin felaket anlarında “şok doktrini” uyguladığından bahsediyor; savaş, kriz veya doğal felaket anlarında, toplumun yaşadığı kolektif şoku “şok terapisi” denilen bir yöntemle, şirketler ve piyasa çıkarlarına yönelik sert uygulamalara dönüştürmesi. Şok doktrini şöyle bir yol izliyor; bir krizin gelmesini bekle, olağanüstü yöntemleri ilan et, çeşitli demokratik normları askıya al ve sonra da şirket çıkarlarını savunan politikaları hızlıca yürürlüğe koy.25

2008 ekonomik krizi sonrasında uygulanan kemer sıkma politikaları da Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası uygulanan gösteri ve grev yasakları da bu şok doktrininin örnekleri. Koronavirüs felaketi de aynı şekilde kullanılıyor.

Salgınla mücadele için öne sürülen bütçelerin çok büyük bir kısmı şirketleri kurtarmak için kullanılmış olsa bile, emin olabiliriz ki eğer güçlü bir işçi hareketi ortaya çıkmazsa, bu bütçeler salgın sonrasında yine kemer sıkma politikaları yoluyla emekçilerden tahsil edilecek.

Ayrıca daha şimdiden felaketi fırsata çeviren şirketler de var. Amazon, örneğin, internet üzerinden satış rekorları kırarak kârlarını artırdı, ancak gereken sağlıklı çalışma koşullarını sağlayamadığı için işçileri eylemler düzenlemeye başladı. Artan iş yükünden ve uzun çalışma saatlerinden de yakınıyorlar. Amazon şirketi ise buna, eylemlerin başını çeken bir işçiyi işten çıkararak yanıt verdi.

Covid-19 salgınını fırsata çeviren başka şirketler de var. Mesela ABD Başkanı Trump şirketlerin çevresel kısıtlamaları uygulama zorunluluğunu askıya aldı. Yerli halkların ve aktivistlerin mücadelesiyle durdurulan Keystone XL boru hattı projesi, sokağa çıkma yasağının hemen ardından yeniden başlatıldı. Kentucky, Güney Dakota ve Batı Virginia eyaletleri Mart ayı boyunca, yani ülke salgınla boğuşurken boru hattı protestolarını suç sayan bazı yasalar getirdi.26 Zor günler geçiren fosil yakıt şirketleri devletlerden dev bütçe destekleri alırken, üretimlerini kısıtlayan çevre kanunları bu sırada kaldırılıyor.

Türkiye’de de benzer fırsatçı uygulamalara şahit olduk. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, önlemlerin alınmaya başlandığı 13 Mart tarihinden Mart’ın sonuna kadar geçen iki haftalık sürede 37 adet ‘ÇED Olumlu’ kararı verdi. Yani 37 şirkete, çevre etki değerlendirme izni verilerek “projelerinize başlayın” dendi. Bu 37 projeden biri Afşin’e yapılacak üçüncü termik santraldi.

Artvin’deki maden ve HES çalışmaları da hızlandı. Cengiz Holding’e ait Eti Bakır’ın işlettiği Cerattepe ve Murgul’daki maden sahalarında, halka “evde kal” çağrısı yapılmış olmasına rağmen, tüm inşaat faaliyetleri hız kesmeden sürdürülüyor. Yusufeli’nde ise halkın itiraz ettiği HES projesi çalışmalarına başlandı. Bursa’nın Kirazlı Yayla köyünde, daha önce köylüler tarafından durdurulan HES şirketi, inşaata, sokağa çıkma yasaklarından sonra başladı. Salda Gölü’nü ‘millet bahçesi’ yapma çalışmaları tam da sokağa çıkma yasağı günlerinde yürürlüğe kondu. Gölden tonlarca kum çekildi, ayakkabıyla bile basılmaması gereken göl kenarına inşaat araçları sokuldu. Cumhurbaşkanı kararıyla, Adana’da dokuz, Artvin’de bir, Bolu’da üç, Erzurum’da yedi bölge (toplamda 14 bin dönümlük arazi) ‘yayla alanı’ olmaktan çıkarıldı.27

Tüm bu gelişmeler zaten büyük bir ekonomik darboğaz içerisinde olan emekçi kitleler tarafından kaygıyla izleniyor ve devletlerin şirketlerden yana koydukları net tavır, bir öfkenin de birikmesine neden oluyor. Bu da bizi, bu koşullar altında mücadelenin potansiyelleri konusuna getiriyor.

 

Fiziksel Mesafe Sosyal Mücadele

Devletler, salgınla mücadelede otoriter uygulamaları hayata geçirmek için fırsat bulmuşken, şirketler de direnişin mümkün olmadığı koşullardan faydalanmaya çalışıyor. Ancak her krizde olduğu gibi, salgında da tüm çelişkiler çok daha net görünür hale geliyor. Bu, mücadele ve dayanışma fırsatlarını da ortaya çıkarıyor.

Trump’ın 2,2 trilyon dolarlık salgınla mücadele paketine karşı, içinde 350.org, Sunrise Hareketi, Halkların İklim Hareketi ve BlueGreen Koalisyonu’nun da yer aldığı yüzlerce örgüt, hareket ve kampanyadan ortak bir bildiri geldi. “Halkların Kurtarma Paketi” adını verdikleri beş maddelik bir program açıkladılar. Özetle, herkes için ücretsiz sağlık hizmeti, yoksullara ve işçilere ekonomik yardım, iklim dostu işlere yatırım ve şirketlere verilen ekonomik desteklerde karbon salımında azaltmaya gitme taahhüdü istenmesi, kirli endüstrinin terk edilmesi ve salgınla mücadelede demokratik süreçlerden vazgeçilmemesi talepleri yer alıyor. Hemen ardından da yine yüzlerce bilim insanı, akademisyen, entelektüel ve aktivist tarafından, “Ekonomiyi Yeniden İnşa Etmek İçin Yeşil Teşvik” adlı bir program duyuruldu.28 Son derece ayrıntılı olan program elbette Trump yönetimi tarafından ciddiye alınmış değil, ancak Sanders kampanyası sayesinde çevreci talepler giderek daha yaygın kabul görmeye başladı.

3 Nisan’da Fridays For Future Türkiye (Gelecek İçin Cumalar, Türkiye) ve Sıfır Gelecek tarafından organize edilen dijital iklim grevine 250 kişi katılmıştı, yaklaşık 2000 kişi bu canlı yayını çevrimiçi izledi, hareket için belirlenen etiketi kullanan 10 bin kadar tweet atıldı. 1970 yılından bu yana her 22 Nisan’da gerçekleşen Dünya Günü eylemleri bu yıl çevrimiçi olarak organize edildi. Fridays For Future hareketinin 24 Nisan’da küresel iklim grevi çağrısıyla birleşerek 22-24 Nisan tarihleri arasında dünya çapında onbinlerce aktivistin dahil olduğu toplantılar ve sosyal medya kampanyaları gerçekleştirildi. Bu eylemlerde iklim adaleti talep edildi, fosil yakıt şirketlerini kurtaran, onlara yeni avantajlar sağlayan ‘kurtarma paketleri’ eleştirildi.

Basın açıklamaları ve çevrimiçi eylemler dışında, ayrıca bir takım dayanışma pratikleri de ortaya çıktı. Hindistan’da yoksullar için erzak dağıtan gönüllüler ordusu kapı kapı dolaşıyor. Güney Afrika’da gıda, ilaç ve temel ihtiyaç maddesi dağıtan ağlar oluşuyor. Birleşik Krallık’ta binlerce gönüllü, yaşlılar için alışveriş yapıp evlerine bırakıyor, ilaçlarını getiriyor ve numaralarını verip onlarla canları sıkılmasın diye sohbet ediyor. ABD’de gönüllü uzman ve doktorlar yoksul mahallelerde koronovirüs testleri yapıyor. Çin’in Wuhan kentinde toplu taşıma yasaklandığında, sağlık çalışanları, gönüllü şoförlerin oluşturduğu topluluk taşımacılığı ağı ile hastanelere taşındı. ABD’de Hospital Hero adlı bir site üzerinden, sağlık çalışanlarının ev yemeği ve ev temizliği gibi ihtiyaçları, onlar çalışırken, gönüllüler tarafından karşılanıyor. Sağlık çalışanlarına, hastane yakınında konaklama hizmeti de sunulabiliyor. Norveç’te Covid-19 tedavisi görüp iyileşenler artık bağışıklığa sahip oldukları için, hastanelerde gönüllü olarak çalışıyor, sağlık çalışanlarına destek veriyor. Prag’da öğrenciler, sağlık çalışanları hastanedeyken, yine gönüllü olarak, onların çocuklarına bakıyor.

Dünyanın birçok ülkesinde koruyucu sağlık malzemesi gönüllüler tarafından üretiliyor. Üç boyutlu yazıcısı olanlar örgütlenerek sağlık çalışanları ve market çalışanları için koruyucu yüz maskeleri, manuel solunum cihazları üretiyor. Çeşitli mühendis grupları hızlıca ve düşük maliyetli üretilebilecek solunum cihazı prototipleri (the OxVent, Ventilator PAL gibi) geliştirip nasıl üretilebileceğini anlatan videolar yayınlayarak, bunları tüm dünyayla paylaşıyorlar.29

Salgın, sınıfsal eşitsizliklerin çok büyük olduğu ve 2008 küresel finans krizinin etkisinin de sürdüğü bir döneme denk geldiği için, dünya çapında sokağa çıkma yasaklarının başladığı Mart ayından hemen bir ay sonra, yine sokak eylemlerinin ve isyanların da ortaya çıkmasına neden oluyor.

Paris’in yoksul banliyölerinde, çoğu siyahlardan ve göçmenlerden oluşan yüzlerce kişi polisle çatıştı; İsrail’de yolsuzluğa karşı fiziksel mesafeyi koruyarak yapılan ilk kitle gösterisi gerçekleşti; Lübnan’da halk, yolsuzluk ve ekonomik sorunlar karşısında caddelere döküldü, otomobilleriyle yolları kapattı; Polonya’da kürtaj yasasına karşı onlarca kadın birkaç metre mesafeyle protesto düzenledi; Yunanistan’da sağlık emekçileri bütün hastanelerde ortak eylemler örgütledi. Hong Kong’ta 2.500 sağlık emekçisi, Çin’den girişlerin tamamen durdurulması talebiyle greve gitti. Grevi örgütleyen sağlık emekçileri sendikası geçtiğimiz yıl gerçekleşen kitle protestoları sırasında kurulmuştu. Hareketin liderleri şimdiden 1 Temmuz’da bir sokak gösterisi için izin başvurusu yapmışlar bile.

Bu sokak hareketlerinin yanı sıra, farklı yeni eylem yolları da buldu aktivistler. Örneğin, Şili’de 2019 sonundaki dev eylemlerin görüntüleri kent sokaklarına yansıtıldı. Kolombiya’da ise yoksullar, hükümete yiyecek ihtiyaçlarını duyurmak için balkonlara ve camlarına kırmızı t-şörtler ve bez parçaları astı.30

Buna karşın, salgınla mücadelede uygulanan yöntemler, 2008 krizinden beri çatlaklarla ayakta duran neoliberalizmi darmadağın etti. Zaten neoliberal kapitalizmin bu krizden nasıl çıkacağı bilinemiyordu. Şimdi bireysel çıkarın yerini kolektif ya da toplumsal çıkarların alması, İspanya’da özel hastanelerin kamulaştırılması, Portekiz’de tüm göçmenlere geçici oturma izni verilerek sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmalarının sağlanması, birçok ülkede yurttaşlara karşılıksız gelir bağlanması gibi, iki ay öncesine kadar mümkün görülmeyen sosyal uygulamalar da hayata geçirildi. Oysa neoliberalizm, bu tür sosyal uygulamaların verimsiz olduğunu ve kamunun bunlarla, hantal, tembelliğe neden olan bir çıkmaza sürükleneceğini iddia edip, “başka yol yok” diyerek her şeyin piyasaya terk edilmesini savunuyordu. “Toplum yoktur, birey vardır” şiarıyla harekete geçirilen neoliberal politikalar, şimdi kolektif çözümlere yönelmek zorunda kalıyor. İstese de istemese de!

Kapitalizm iklim krizini, ekonomik krizi ve salgın krizini aynı anda, bir arada yaşıyor. Son derece bariz bir şekilde uygulanan adaletsiz politikaların dünya emekçilerinde yarattığı baskı, Nisan ayında yeni bir harekete dönüşmeye başladı, ve bu yeni kıpırdanmalar, sistem karşıtı bir hareketin fitilini ateşleyebilir.

Benzer bir dönem olan 1918-1922 yılları arasında da savaşlar, İspanyol gribi salgını ve ekonomik çöküş yaşanıyordu; Rusya, Almanya, İtalya, Macaristan gibi çok sayıda ülkede işçi devrimleri ve isyanları patlamıştı. Benzer bir devrimci kalkışmanın dünyayı sarsma ihtimali elbette mevcut, ama hiçbir isyan politik bir program ve örgütlenme olmadan zafere ulaşamıyor. Bu nedenle, bu koşullar altında da patlaması muhtemel olan bir isyan için, hareketten öğrenmeye devam etmek ve örgütlenmeyi sürdürmek gerekiyor.

 

Dipnotlar:

1 Banerjee, Song ve Hasemyer, 2015.

2 T24, 2020.

3 Kluth, 2020.

4 Roy, salgın dönemi için “Bu belki de geçici bir süreç ancak kapitalizm motorunu daha yakından inceleyerek onu gerçekten onarmak isteyip istemediğimize ya da daha iyi bir motor sistemi isteyip istemediğimize karar verebilmemiz açısından oldukça uzun… hafif bagajlarımızla, başka bir dünyayı hayal etmeye ve onun için savaşmaya hazır olarak, onun içinde yavaş yavaş yürüyebiliriz” diyordu yazısında.

5 Polychroniou,

6 Independent Türkçe,

7 Wolf, 2020.

8 Independent Türkçe,

9 Cozzarelli,

10 Independent Türkçe,

11 Deutsche Welle Türkçe,

12 Gazete Duvar,

13 Independent Türkçe,

14 Ambrose,

15   ILO, 2020a.

16   ILO, 2020b.

17 Oxfam, 2020.

18 Wilks, 2020.

19 Deaton, 2020.

20 Watts, 2020.

21 Kommenda, 2020

22 Ambrose,

23 Hubau, Lewis, Phillips ve diğerleri,

24 Woods, 2020.

25 Klein, 2017.

26 Kaufman, 2020.

27 Diken, 2020.

28 Cohen, 2020.

29 Monbiot, 2020.

30 Wang, Abi-Habib ve Yee, 2020.

 

Kaynakça

Ambrose, Jillian, 2020a, “Major oil-producing nations agree historic 10% cut in output”, The Guardian, (12 Nisan), https://www. theguardian.com/business/2020/apr/12/major-oil-producing-nations-agree-historic-10-cut-in-output

Ambrose, Jillian, 2020b, “Carbon emissions from fossil fuels could fall by 2.5bn tonnes in 2020”, The Guardian, (12 Nisan), https://www.theguardian.com/environment/2020/apr/12/globalcarbon-emisions-could-fall-by-record-25bn-tonnes-in-2020

Banerjee, Neela; Song, Lisa; Hamsyer, David, 2015, “Exxon’s Own Research Confirmed Fossil Fuels’ Role in Global Warming Decades Ago”, Inside Climate News, https://insideclimatenews. org/news/15092015/Exxons-own-research-confirmed-fossil-fuels-role-in-global-warming

Cohen, Rachel M., 2020, “The Last Stimulus Ignored Climate.

Activists Are Determined That Won’t Happen in the Next One”, Common Dreams, (12 Nisan), https://www.commondreams.org/ views/2020/04/12/last-stimulus-ignored-climate-activists-are-determined-wont-happen-next-one

Cozzarelli, Tatiana, 2020, “Sanders Voted for the Latest Corporate Bailout: What This Reveals for Socialists”, Left Voice, https:// www.leftvoice.org/sanders-votes-500-billion-corporate-bailout-what-this-reveals-for-socialists

Deaton, Jeremy, 2020, “Methane Levels Reach an All-Time High”, Scientific American, (12 Nisan), https://www.scientificamerican. com/article/methane-levels-reach-an-all-time-high/

Deutsche Welle Türkçe, 2020, “ABD’de işsizlik rekor kırabilir”, (26 Mart), https://www.dw.com/tr/abdde-i%C5%9Fsizlik-rekor-k%C4%B1rabilir/a-52931144

Diken, 2020, “CHP: Doğa talanını ‘corona’ bile durduramadı, krizi fırsata çevirdiler”, (8 Nisan), http://www.diken.com.tr/chp-doga-talanini-corona-bile-durduramadi-krizi-firsata-cevirdiler/

Gazete Duvar, 2020, AB ülkeleri 540 milyar euroluk kurtarma paketinde anlaştı, (9 Nisan), https://www.gazeteduvar.com. tr/dunya/2020/04/10/ab-ulkeleri-540-milyar-avroluk-kurtarma-paketinde-anlasti/

Hubau, W., Lewis, S.L., Phillips, O.L. ve diğerleri, 2020, “Asynchronous carbon sink saturation in African and Amazonian tropical forests”, Nature, 579, s. 80–87.

ILO, 2020a, “COVID-19 has exposed the fragility of our economies”, (27 Mart), https://www.ilo.org/global/about-the-ilo/ newsroom/news/WCMS_739961/lang–en/index.htm

ILO, 2020b, “ILO: COVID-19 causes devastating losses in working hours and employment”, (7 Nisan), https://www.ilo.org/global/ about-the-ilo/newsroom/news/WCMS_740893/lang–en/index. htm

Independent Türkçe, 2020a, IMF Başkanı: Türkiye dahil tüm üye ülkelerle yapıcı temaslarımız var, (9 Nisan), https://www. independentturkish.com/node/160876/ekonomi%CC%87/ imf-ba%C5%9Fkan%C4%B1-t%C3%BCrkiye-dahil-t%C3%-

BCm-%C3%BCye-%C3%BClkelerle-yap%C4%B1c%C4%B1-temaslar%C4%B1m%C4%B1z-var

Independent Türkçe, 2020b, “IMF: Türkiye 2020’de yüzde 5 küçülecek, 2021’de yüzde 5 büyüyecek”, (14 Nisan), https://www. independentturkish.com/node/163551/ekonomi%CC%87/ imf-t%C3%BCrkiye-2020%E2%80%99de-y%C3%BCz-

de-5-k%C3%BC%C3%A7%C3%BClecek-2021%E2%80%-

99de-y%C3%BCzde-5-b%C3%BCy%C3%BCyecek

Independent Türkçe, 2020c, “Amerikan Merkez Bankası’ndan 2,3 trilyon dolarlık ilave kredi paketi”, (9 Nisan), https://www. independentturkish.com/node/160966/amerikan-merkez-bankas%C4%B1%E2%80%99ndan-23-trilyon-dolarl%C4%B1k-ilave-kredi-paketi

Independent Türkçe, 2020d, “Suudi Arabistan ve Rusya petrol üretimi kesintisinde anlaştı, petrol fiyatı yüzde 12 yükseldi”, (9 Nisan), https://www.independentturkish.com/node/160926/ ekonomi%CC%87/suudi-arabistan-ve-rusya-petrol-%C3%BCretimi-kesintisinde-anla%C5%9Ft%C4%B1-petrol-fiyat%C4%B1

Kaufman, Alexander C., 2020. “States Quietly Pass Laws Criminalizing Fossil Fuel Protests Amid Coronavirus Chaos”, Huffington Post, (27 Mart), https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/pipeline-protest-laws-coronavirus_n_5e7e7570c5b6256a7a2aab41

Klein, Naomi, 2017, “Naomi Klein: how power profits from disaster”, The Guardian, (6 Temmuz), https://www.theguardian.com/ us-news/2017/jul/06/naomi-klein-how-power-profits-from-disaster

Kluth, Andreas, 2020, “This Pandemic Will Lead to Social Revolutions”, Bloomberg, (11 Nisan), https://www.bloomberg.com/ opinion/articles/2020-04-11/coronavirus-this-pandemic-will-lead-to-social-revolutions

Kommenda, Niko, 2020, “How is the coronavirus affecting global air traffic?”, The Guardian, (3 Nisan), https://www.theguardian. com/world/ng-interactive/2020/apr/03/how-is-the-coronavirus-affecting-global-air-traffic

Monbiot, George, 2020, “The horror films got it wrong. This virus has turned us into caring neighbours”, The Guardian, (31 Mart), https://www.theguardian.com/commentisfree/2020/mar/31/ virus-neighbours-covid-19

Oxfam, 2020, “Dignity not Destitution”, (9 Nisan), https://oxfamilibrary.openrepository.com/bitstream/handle/10546/620976/ mb-dignity%20not%20destitution-an-economic-rescu-

e-plan-for-all-090420-en.pdf

Polychroniou, C. J. , 2020, “Chomsky: Solunum cihazı eksikliği kapitalizmin zalimliğidir”, Gazete Duvar, (8 Nisan), https://www. gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2020/04/08/chomsky-solunum-cihazi-eksikligi-kapitalizmin-zalimligidir/

T24, 2020, “Merkel’e 8 yıl önce sunulan rapordan: SARS-Koronavirüs mutasyona uğrayacak, Asya’da bir hayvan pazarında çıkacak, tüm dünyayı saracak, üç yıl sürecek”, (25 Mart), https://t24. com.tr/haber/merkel-e-8-yil-once-sunulan-rapordan-sars-koronavirus-mutasyona-ugrayacak-asya-da-bir-hayvan-pazarinda-cikacak-tum-dunyayi-saracak-uc-yil-surecek,868566

Wilks, Jeremy, 2020, “Climate Now: Covid-19 krizinin çevre, hava kirliliği ve iklim değişikliği üzerinde etkisi oldu mu?”, Euro News, (13 Nisan), https://tr.euronews.com/2020/04/13/climate-now-covid-19-krizinin-cevre-hava-kirliligi-ve-iklim-degisikligi-uzerinde-etkisi-ol

Wang, Vivian; Abi-Habib, Maria ve Yee, Vivian, 2020, “‘This Government Is Lucky’: Coronavirus Quiets Global Protest Movements”, New York Times, (23 Nisan), https://www.nytimes. com/2020/04/23/world/asia/coronavirus-protest-hong-kong-india-lebanon.html

Watts, Jonathan, 2020, “Climate crisis: in coronavirus lockdown, nature bounces back – but for how long?”, The Guardian, (9 Nisan), https://www.theguardian.com/world/2020/apr/09/ climate-crisis-amid-coronavirus-lockdown-nature-bounces-back-but-for-how-long

Woods, Sean, 2020, “The Coronavirus Is a Fast-Motion Climate Crisis”, (27 Mart), https://www.rollingstone.com/politics/political-commentary/the-coronavirus-is-a-fast-motion-climate-crisis-973859/

Wolf, Martin, 2020, “The world economy is now collapsing”, Financial Times, (15 Nisan),

https://www.ft.com/content/d5f05b5c-7db8-11ea-8fdb-7ec06edeef84