"İklimi değil sistemi değiştir" sloganıyla Kadıköy'de yapılan mitinge katılan binlerce kişi, AKP'nin enerji ve çevre politikalarını protesto etti. 140 ülkeden "350" kampanyası aktivistlerinin de yer aldığı, Küresel Eylem Grubu, Greenpeace, TEMA, DSİP, Yeşil Düşünce Derneği'nin yanı sıra çok sayıda yerel ekoloji inisiyatifinin katıldığı yürüyüşe Gezi direnişinin atmosferi damgasını vurdu.

Gezi Parkı ağaçlarını korumak için direndik. Ağaçları koruyanları polisten ve hükümetten korumak için milyonlarca insan direnişe geçtik.

Tehdit altında olan, sadece AKP'nin kapitalistlerin kazanması için tahrip ettiği kalan yeşil alanlar, dereler, ormanlar, denizler değil. Dünyada insan ve canlı yaşamının mümkün olmayacağı iklim koşullarına doğru hızla gitmekteyiz.

Atmosferdeki karbondioksit oranı 400 ppm'yi aştı. İklim değişikliğini engelleyebilmek için bu oran 350 ppm'nin aşağısına çekilmeli. On yıllardır bilim insanlarının, çevre hareketlerinin, antikapitalistlerin ve sosyalistlerin "350" talebine rağmen, küresel kapitalizm petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil yakıtları tüketerek dünyayı yaşanmaz bir yere çeviriyor.

Dünya Çevre Günü'nden bir gün önce Taksim'de buluşan Küresel Eylem Grubu aktivistleri, gezegeni ve tüm canlı yaşamını yok edecek ekolojik ve sosyal yıkıma karşı seslerini yükselttiler. DSİP üyelerinin de katıldığı eylemde, doğanın ve insanın sömürülmediği, savaşın ve şiddetin olmadığı; suyun, temiz havanın ve toprağın tüm canlıların ortak zenginliği olduğu bir dünyanın yaratılması için gökyüzüne dilek fenerleri bırakıldı.

"Çernobil'i unutmadık, nükleer istemiyoruz" diyen Küresel Eylem Grubu, Yeşiller Partisi, Greenpeace ve DSİP üyeleri bugün Galatasaray Meydanı'nda buluşarak bir gösteri düzenledi. Okunan basın açıklamasında, hükümetin ne Çernobil'deki ne de Fukuşima'daki facialara aldırmadığı vurgulanarak Sinop ve Akkuyu'da yapılması planlanan nükleer santraller protesto edildi.

Hiroşima şarkısı eşliğinde bayrakların sallandığı, "Nükleer değil; Güneş, rüzgâr istiyoruz" ve "Mersin nükleer istemiyor" pankartlarının açıldığı, "Nükleer mi? Hayır, teşekkürler" dövizlerinin taşıdığı eylem saat 15:00'te İstanbul'da Galatasaray Meydanı'nda başladı.

ABD savunma bakanı Leon Panetta, yeni ortaya çıkan bir rapora dayanarak İsrail’in önümüzdeki baharda İran’a saldıracağını iddia etti.

Washington Post gazetesi’nde yer alan haberde İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın İran'a askeri müdahale olasılığı nedeniyle İsrail ve ABD'nin mayıs ayında planladığı füze tatbikatını ertelediği ve bu nedenle ABD'den özür dilediği belirtildi.

İsrail, yıllardır nükleer silahların ‘diğer’ ülkelerin eline geçmesinden tedirginlik duyan ve bu konuda cephe oluşturan muasır medeniyet seviyesindeki ülkelerin İran’a saldırırken yanında yer alması için uğraşırken; İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney uluslararası tüm baskılara rağmen İran'ın nükleer programından taviz vermeyeceklerini dile getirdi.

Nükleer enerji atomun parçalanmasıyla oluşur. Küçük atomlar kararlı yapıda oldukları için parçalanmaları zordur, bu yüzden nükleer enerji üretmek için ağır atomlar (uranyum gibi) kullanılır. Ağır atomlar radyoaktiftirler ve sürekli yüksek miktarda radyasyon yayarlar.

Parçalanan her ağır atom dışarıya yüksek miktarda enerji vererek diğer atomların da parçalanmalarına neden olur. Bu reaksiyon kontrol altına alınmazsa atomlar zincirleme olarak parçalanırlar ve çok yüksek miktarda enerji kontrolsüz bir şekilde açığa çıkar, ki atom bombaları da böyle çalışır.

Geçtiğimiz yıl, 11 Mart’ta Japonya’daki deprem ve tsunaminin etkisi ile Fukuşima Daiichi nükleer santralinin dört reaktöründen üçünde çekirdek erimesi meydana geldi. Bu da Çernobil kadar büyük bir nükleer kaza anlamına geliyordu.

Daha önce olan bütün nükleer kazalarda olduğu gibi yetkililer nükleer santrallerin ne kadar güvenli olduğunu kanıtlamak için açıklamalarda bulundular: “Çernobil’de büyük bir felaketin yaşanmasının nedeni, koruma kabının olmamasıydı, Three Mile Adasındaki kazada hiçbir radyoaktif madde açığa çıkmamıştı, Fransa’da nükleer atıkların yeniden işlendiği tesiste meydana gelen patlama ‘nükleer değil, endüstriyel kaza’ idi ve zaten tüp gaz patlaması olsa bile nükleer kazalara göre daha çok insan ölecekti.”

SON SAYI