Suriye'ye silah taşıyan MİT TIR'larıyla ilgili yaptığı haber sebebiyle yargılanan gazeteci Can Dündar, kendisine "Sen vatain hainisin" diye bağıran bir tetikçinin silahlı saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Gazetecilik yaptığı için hapis yatan ve yargılanmaya devam eden birini, silah tehdidiyle susturma hedefi güden bu saldırıyı kınıyoruz.

Kürt halkının iradesiyle parlamentoya seçilen temsilcilere hükümetler tarafından yöneltilen dokunulmazlık şantajı yeni değil.

Lideri Erdoğan çözüm sürecinden "Kürt sorunu yoktur" seviyesine inen AKP, Türkiye devletinin bilindik baskıcı reflekslerini, Kürtlere karşı giriştiği kirli savaşta bir koz olarak kullanmaya çalışıyor.

Anayasa Komisyonu toplantısındaki vahşi saldırıda ise vekilimiz, yoldaşımız Garo Paylan özellikle hedef alındı.
Garo, AKP'nin Ergenekoncularla el ele vererek kurmak istediği yerli ve milli ittifakına halkın oylarıyla vurulmuş büyük bir darbedir.

Hükümet bir kez daha 1 Mayıs'ın işçilerin değil kendisinin istediği yerde kutlanmasını istiyor.

Memur-Sen'in Taksim başvurusu reddedildi. DİSK, KESK, TTB ve TMMOB'a da izin verilmiyor.

"Güvenlik" tartışması, Taksim'de 2010, 2011 ve 2012 yılında yapılan 1 Mayıs gösterileriyle çoktan sona erdi. Polis karışmadığında hiçbir çatışma çıkmadı. "Provokasyon" edebiyatı boşa çıktı.

AB-Türkiye arasındaki ‘geri gönderme’ anlaşmasının sonucu olarak Midilli ve Sakız adalarından sınır dışı edilen ilk mülteci grubu, 4 Nisan’da Dikili limanına getirildi.

AKP, "Kayserili pazarlığı" sonucunda AB ile ırkçı bir ittifak kurdu. AKP'nin Türkiye'sinde mültecilerin şartları o kadar kötü ki, Yunanistan'da göçmenler Türkiye'ye dönmemek için eylemler yapıyor ve olanca güçleriyle mücadele ediyorlar.

Barış İçin Akademisyenler bildirisinin imzacılarından üçü, Muzaffer Kaya, Esra Mungan ve Kıvanç Ersoy hakkında tutuklama kararı çıktı. Chris Stephenson ise meslektaşlarına destek olmak için Çağlayan'da bulunduğu sırada, çantasından HDP'nin Newroz davetiyesi çıktığı için gözaltında tutuluyor.

Devlet, Kürt halkına yönelik savaşta denenmiş ve başarısız olmuş yöntemleri uygulamaya devam ediyor.

Ankara'da yaşanan bombalı saldırıda şu ana kadar en az 37 kişi hayatını kaybetti, 100 kişiden fazlası yaralı. Kuşkusuz, saldırıyı gerçekleştirenler, barışa ve halka düşmanlık yapıyorlar. Hükümetin sorumlusu olduğu iklimi, barış duygusunun gelişmesini engellemek için derinleştirmekte hiçbir sakınca görmüyorlar. Şehrin göbeğinde, emekçilerin kullandığı dolmuş ve otobüs duraklarında sivil insanlara saldırmakla IŞİD’in 10 Ekim’de Ankara eylemine yaptığı saldırı arasında hiçbir fark yok.

AKP hükümeti, son aylarda yürüttüğü savaş politikalarına paralel bir şekilde, basın üzerindeki baskıları da iyiden iyiye arttırdı.

Türkiye’de basın hiçbir zaman özgür olmadı. Kürt sorununda gerçekleri anlatmaya çalışanlar, Türk milliyetçiliğine karşı duranlar tutuklamalarla, sansürle ve hatta infazlarla karşı karşıya kaldılar.

Ancak genellikle sosyalistleri ve Kürtleri hedef alan bu baskılar, son dönemde boyut değiştirdi.

AKP, Suriye’deki savaşa daha fazla müdahil olmak için can atıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan ile ortak hareket ederek “IŞİD’e karşı mücadele” adı altında Suriye’ye kara harekâtı yapılması gerektiğini savunuyor. Eğer Türkiye'nin müteffiki ABD ve Rusya arasındaki Münih anlaşması Türkiye devleti/hükümeti için anlamlı ise, Suudi Arabistan'la girişmeyi düşündüğü harekât, var olan felaketin büyümesinden, yeni felaketlere yol açmaktan, çatışmanın genelleşmesinden başka bir işe yaramaz.

Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’nin imza kampanyası, hükümetin gerçeklerin duyulmasından, barış sesinin yükselmesinden ne kadar korktuğunu bir kere daha gösterdi. Anaakım medyada duymazdan gelinen çığlığı “çocuklar ölmesin” diyerek dile getiren Ayşe öğretmenin sesi, “bu suça ortak olmayacağız” diyen akademisyenlerin sesiyle birleşti.