Covid-19’un kapitalizm teşhiri

ENTERNASYONAL SOSYALİZM
Tipografi
  • En Küçük Küçük Orta Büyük En Büyük
  • Varsayılan Helvetica Segoe Georgia Times

Melike Işık

2020 Kasım ayı itibarıyla tüm dünyadaki Covid-19 vaka sayısı 46 milyonu buldu. Bununla birlikte 1 milyonu aşkın kişi hayatını kaybetti.[1] Bu tablo, salgın ilk baş gösterdiğinde nüfusun yalnızca çok küçük bir kısmının hayatını kaybedeceği düşüncesiyle Covid-19’un zararsız bir virüs olarak görülmesinin ne kadar büyük bir hata olduğunu gözler önüne seriyor. Bir milyonu aşkın insanın -ki bu sayının daha da artacağını öngörmek zor değil- hayatı, yöneticiler tarafından ekonomiye, “ulusal çıkarlara”, kâra kıyasla yeterince önemli bulunmadı.

Bu makalede, çok normalleştirilmiş olan bu kıyasa biraz mesafe alıp insan hayatını para cinsinden ölçmeye sebep olan sömürü düzeni ve bu düzenin Covid-19 salgınıyla beraber bir kez daha teşhir edilmesi ele alınacak. Hem hükümetlerin hem kapitalistlerin Covid-19 sürecinin yönetimindeki rolleri, salgınları tetikleyen eylemleri, ortaya çıkan salgınları bir tür “yoksul salgınına” çeviren ekonomik politikaları çerçevesinde Covid-19 pandemisinin politik veçhesi üstünde durulacak.

Eşitsizliğin ve çıkar çatışmalarının teşhiri

Covid-19 dünyada yayılmaya başladığından beri, salgına karşı kimi zaman tüm dünyanın kimi zaman ise ulusların kendi içinde tek yumruk olduğu söylendi. Bu söylemlere göre güya salgın, ekonomik, etnik, siyasi, vb. tüm sınırları aşmıştı ve herkes, salgın yüzünden eşit ölçüde risk altındaydı. İşte bu yüzden tüm eşitsizlikler bir süre için görmezden gelinerek salgına karşı tüm toplum bir olmalıydı. Fakat vakaların yoksulların, işçilerin ve etnik azınlıkların yaşadığı bölgelerdeki yoğunluğu, böyle bir eşitliğin söz konusu olmadığını açıkça gösterdi. Hükümetlerin birlik olma çağrıları, Covid-19’un eşit karakteri hakkındaki iddiaları, eşitsizliği gizleyemedi.

Kimi uzmanlara göre yoksullarla zenginler arasında yalnızca hijyen koşulları, evden çalışma ve sağlık hizmetlerine ulaşım imkanları göz önüne alındığında bile, Covid-19 sebebiyle ölme riski yüzde 32 civarında değişiklik gösteriyor.[2] Bununla birlikte yoksullar genelde farklı jenerasyonların bir arada kaldığı daha kalabalık evlerde yaşıyor, bu sebeple riskli yaş gruplarındaki aile üyelerini izole etme imkânından mahrum kalıyorlar. Bu sebeple, risk gruplarına dâhil yoksul kimseler, yoksul olmaları sebebiyle daha da büyük bir risk altındalar.

Covid-19 vakalarında ve ölümlerinde yoksullar kadar etnik azınlıklar da büyük bir risk altında ki bu etnik azınlıklar büyük oranda yoksul tabakayla kesişiyor. İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi’nin verilerine göre siyahların Covid-19 sebebiyle ölmesi, bir beyaza göre 4,2 kat daha fazla. Bu farkın oluşmasında, etnik azınlıkların daha düşük refah seviyesine sahip olması ve sağlık hizmetlerine erişimin daha zor olması gibi etmenlerin etkisi oldukça yüksek.[3] Bu araştırmalar, her ne kadar Covid-19 temelinde gerçekleştirildiyse de sonuçlar yalnız Covid-19’a ait veriler olmakla kalmıyor; aynı zamanda Covid-19’dan çok daha eski olan kapitalizmin meydana getirdiği eşitsizliğin bir vesikası. Sağlık hizmetlerine erişimdeki engeller bu salgınla beraber başlamadı. Fakat salgın, bu eşitsizliği hiç olmadığı kadar açık bir şekilde teşhir etti.

Salgın, yalnızca vaka ve ölüm oranlarında değil; ekonomik boyutta da işçi sınıfı ile sermayedarlara bambaşka sirayet etti. 2020 yılının ilk 9 ayında tüm dünyada işçilerin gelirlerinde yüzde 10’dan fazla bir düşüş yaşandı.[4] Amerikalı milyarderlerin servetlerini yarım trilyon arttırdığı ABD’de, pandemi sebebiyle 40 milyon Amerikalı işsiz kaldı, yoksullar günden güne daha da yoksullaştı.[5] Dünya çapında ise 400 milyon kişi işsiz kaldı. Bu sayıların daha da artması bekleniyor. Toplumun çoğunluğunu oluşturan kesim, salgından böylesi darbeler alırken kapitalistler zenginliklerine zenginlik katmaya devam etti. Öyle ki dünyanın en kârlı 32 şirketinin 2020 yılında, son dört yılda elde ettikleri ortalama yıllık kazançtan 109 milyar dolar daha fazla kazanç sağlayacağı tahmin ediliyor.[6]

Tüm bu veriler, sınıflar arasındaki çelişkinin değişmez kanıtıdır. Fakat kapitalist sınıf ile işçi sınıfı arasındaki büyük çelişki, birtakım araştırmaların derinliklerinde gömülü olmaktan çıktı. Salgının en şiddetli dönemlerinde kimi işletmelerin üretime son hızla devam etmesiyle bu çelişki, zaten ayan beyan ilan edilmişti. Pandemi koşulları, gıda, sağlık gibi sınırlı mecburi alanlar dışındaki üretimi durdurmayı gerektirirken işçiler otomobil üretimini son hızda sürdürmek için fabrikalarda bir araya gelmeye devam ettiler.[7] ABD’de et paketleme sektöründe çalışan yaklaşık 27.000 işçi Covid-19’a yakalandı. Bu da demek oluyor ki bu sektörde çalışan her 9 kişiden biri Covid-19’a yakalandı. Ülkedeki en büyük et işleme şirketi olan Tyson Foods, bünyesindeki 8.500 Covid-19 vakasına rağmen fabrikalarını kapatmayacağını bildirdi.[8] Bu, kapitalist sınıfın kârı insan sağlığının önüne koyduğunun düpedüz bir ifadesiydi.

Zaman zaman sanki salgının gelişiyle işçilerle patronların kaderi birbirine önlenemez bir şekilde bağlanmış gibi bir tablo oluşturuldu. Bu tabloya göre üretime devam edilmesi ya da işçilerin zorunlu ücretsiz izne çıkarılması işçilerin de çıkarınaydı. Çünkü eğer patron iflas ederse -ki onlara göre işçiler ücretli izne çıkarılsa ve sosyalistler tarafından talep edilen diğer haklar sağlansa olacak olan buydu- bundan işçiler de zarar görecekti. Bu varsayım doğru olmadığı gibi, kapitalistlerin sahip olduğu servetin büyüklüğünü de küçümsüyor. Eğer Jeff Bezos 876,000 çalışanının her birine 105,000 dolar prim vermiş olsaydı bile iflas etmek şöyle dursun, pandemiden önce olduğu kadar zengin olacaktı.[9] Gelgelelim kapitalistlerin salgın sürecinden daha güçlü çıkmasıyla Jeff Bezos’un payına daha fazla kâr, işçilerin payına ise daha fazla sömürü düştü.

Aşı geliştirme çalışmaları: Kapitalizmin vaat ettiği kurtuluşta yoksullara garanti yok

Salgın başladığından beri önce çeşitli komplo teorileri, ardından da birtakım kurtuluş senaryoları ortaya çıktı. Bolsonaro gibi kimi aşırı sağcı liderler, Covid-19’un ciddiyetini reddetti ve onu herhangi bir nezle olarak değerlendirdi. Uzmanların çağrılarına kulak tıkadı ve önerilen önlemleri uygulamayı reddetti.[10] Toplum içerisinde de yöneticilerin Covid’i hafife almasının etkileri görüldü. Covid-19 önlemlerine karşı gösteriler düzenlendi. Fakat bugün salgın öyle bir boyuta ulaştı ki artık inkâr edilmesi mümkün değil.

Salgına karşı hükümetlerin önerdiği ilk yöntemlerden biri, uzmanların hiçbir koşulda tavsiye etmediği ‘sürü bağışıklığı’ olarak isimlendirilen, milyonlarca insanın ölümünü göze almak anlamına gelen bir yaklaşım oldu. Bu yaklaşım, hem İngiltere’de hem de dünyanın birçok bölgesinde denendi. Sürü bağışıklığına dair senaryolar, bir çeşit sağlamcılık fikrini de beraberinde getiriyordu. Yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar hayatını kaybedecek, “sağlam” olanlar hayatta kalacaktı. Fakat şimdiye kadar sürü bağışıklığı dünyanın hiçbir yerinde başarılı olamadı.

Sürü bağışıklığının felaketle sonuçlanmasıyla, aşıdan medet uman daha realist bir yaklaşım egemen oldu. Aşı geliştirme çalışmaları, salgın tehdidi altındaki herkes için büyük bir umut oldu. Ardından aşı geliştirme yarışları hız kazandı.

Aşı çalışmaları, ulusal bir iş birliğiyle üretilen ve toplumun tüm katmanlarının aynı şekilde faydalanabileceği bir unsur olarak takdim edildi. Oysa ne böyle bir iş birliği söz konusuydu ne de müstakbel bir aşıdan eşit faydalanma durumu. Zira yönetici sınıf ve kapitalistlerin toplumun geri kalanıyla ilişkisi, müşterek çıkara dayalı bir ilişki değil; daha ziyade parazitvâri bir ilişki.

ABD’de Covid-19 aşısı geliştirme çalışmalarında toplumdan elde edilen vergiler önemli bir rol oynuyor. 2003’teki SARS salgınından bu yana ABD, koronavirüs araştırmaları için vergilerden yaklaşık 700 milyon dolarlık bir harcama yaptı. Bu, dünyanın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar yüksek bir harcama. [11] Gelgelelim, pandemi sürecinde Amerikalı vergi yükümlülerinin başka ülkelerdeki toplumlara göre daha güvende olmasını sağlamadı ve bu gidişle bundan sonrasında da böyle bir garanti sağlamayacak. Amerikalı vergi yükümlüleri, aşıya ve tedaviye ne zaman ve ne koşullarda erişebileceklerini bilmedikleri gibi, bu erişimin ücretini karşılayabileceklerinden de emin değiller.

Covid-19 aşısı geliştirme bahsinde sıklıkla ülkeler arasındaki bir yarış gündeme geliyor. Hangi ülkenin aşıdan kazanç sağlayacağı, hangi ülkelerin aşıdan mahrum kalacağı, aşıyı bulan ülkenin hangi ülkelere bundan faydalanma imkânı sağlayacağı gibi spekülasyonlar mevcut. Fakat konu henüz buraya gelmeden, aşıyı bulan ülkede tüm toplumun eşit ve ücretsiz bir şekilde aşıya erişip erişemeyeceği gibi daha temel bir soru var. Bu soru, hükümetler tarafından bilinçli olarak yok sayılıyor.

Eğer aşı ve tedavi yarışını Amerika kazansa bile kazanan Amerikalılar olmayacak. Aşıdan asıl kâr edecek olanlar kapitalistler ve yöneticiler. Toplumun en dezavantajlı grupları da bu çalışmalardan virüse karşı bağışıklık kazanmak gibi bir kazanç elde edebilseydi işte o zaman ortak bir çıkar söz konusu olabilirdi. Fakat ABD Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanı Alex Azar’ın da ifade ettiği gibi yeni geliştirilen Covid-19 tedavi ve aşılarına tüm Amerikalıların erişeceğine dair bir garanti verilemiyor.[12] Dolayısıyla aşı geliştirme yarışının sınıfları aşan ulusal bir mesele olduğu iddiası, herhangi bir yalan olmanın da ötesinde, bir yandan farklı ülkelerdeki emekçilere, sanki birbiriyle rekabet ediyorlarmış gibi bir izlenim veren ve işçilerin egemen sınıfla aralarındaki çelişkileri görünmez kılmaya odaklı, siyasi olarak oldukça kullanışlı bir söylem.

Sağcı liderlerin yönetiminde pandemi süreci

Pandemi krizi, yönetici sınıfı, insan canı ile kâr arasında bir seçim yapmaya ya da bir başka deyişle çok önceden yapmış olduğu bir seçimi ayan beyan tasdik etmeye itti. Elbette yöneticiler kârı seçtiler ve yüz binlerce insanın canı, Trump gibi yöneticilerin “Covid-19’dan korkmayın” söylemlerinde olduğu gibi gündemdeki değerini kaybetti. [13]

Pek çok ülke gibi ABD’nin de pandemi karşısındaki yenilgisi, Covid-19’dan on yıllarca önce neoliberal politikaların sağlık alanındaki hâkimiyetiyle başladı. 2017’deki pandemik simülasyonlar dikkate alınmadı ve önleyici tedbirler için harekete geçilmedi. Ardından pandemi ABD’de yayılmaya başladı, fakat yine de Covid-19 çapında bir salgının gerektirdiği şekilde tedbirler alınmadı. ABD, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ücretsiz olarak sağlanan test kitlerini kullanmama kararı aldı. Tüm bu başarısızlıklar, binlerce kişinin hayatını kaybetmesine sebep oldu.[14]

Donald Trump yönetimindeki ABD için Covid-19 salgını tam bir felakete dönüştü. Trump, pandemi için gerekli önlemleri almak ve topluma salgının ciddiyetini anlatmak şöyle dursun, adeta bilim insanlarının çağrılarıyla dalga geçercesine eşi benzeri görülmemiş tuhaflıklara imza attı. 2020 Nisan ayında ABD’de Covid-19 kaynaklı ölüm sayıları zirveye doğru tırmanırken ve toplum yöneticilerden aklıselim açıklamalar beklerken Trump, vücuda ışın verilmesi ve dezenfektan enjekte edilmesi gibi birbirinden tuhaf iki tavsiye sundu.[15] Bu açıklamalar, Trump’ın uzmanların sözlerine tamamen kulak tıkayarak halk sağlığını ne derece hafife aldığını açıkça gösteriyordu.

Bunlarla da sınırlı kalmadı, Nevada ve diğer eyaletlerde büyük çaplı seçim kampanyaları ve mitingler düzenledi.[16] ABD’de salgının hızla yayılışına ve -Kasım başı itibarıyla 236 bini bulan- ölümlere karşı hiçbir sorumluluk taşımadığı, maske zorunluluğu getirmediği için rakibi Joe Biden’ı suçlamasından oldukça belli. Ardından Biden’ın, kendisine henüz başkan olmadığını hatırlatması gerekti.[17]

Otoriteler tarafından topluma aşılanan Covid-19’un zararsız olduğu, maskeye gerek olmadığı gibi asılsız haberlerle mücadele etmek için uzmanların işi daha da zorlaştı. Sağlık çalışanları için gerekli önlemler alınmadı ve hükümetin salgına karşı vermesi gereken mücadele, tamamen sağlık çalışanlarının omzuna yüklendi. ABD’de salgının başlangıç tarihinden Eylül ayına kadar 1700’den fazla sağlık çalışanı hayatını kaybetti.[18]

Covid-19, Trump gibi aşırı sağcı liderlerin, sağlık çalışanlarından işçilere, öğretmenlerden öğrencilere Amerikalılar için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. George Floyd’un öldürülmesinin ardından başlayan ırkçılık karşıtı eylemlerin de gösterdiği gibi toplumun en dezavantajlı kesimlerinde, pandemi sürecinde çok büyük bir öfke patlaması gerçekleşti. Anketler Biden seçmenlerinin yüzde 56’sının, onu sırf “Trump olmadığı için desteklediğini” gösteriyor.[19] Bu, Covid-19 sürecinde hem Trump’a hem ırkçılığa karşı yükselen devasa öfkenin açık bir göstergesi.

Ulusal çıkarlar ve halk sağlığı

Türkiye’de de pandemi ile mücadele tamamen sağlık çalışanlarının omzuna yüklendi. Her ne kadar yöneticiler bir müddet sağlık emekçilerinden “kahramanlar” olarak bahsederek sömürüyü, rızaya dayalı bir maharet olarak göstermeye çabaladıysa da sağlık emekçilerinin hakları için ses çıkarmasıyla işler değişti. Covid-19’un iş kazası ve meslek hastalığı olması talepleri reddedildi. Hastanelerin kazancı öncelenerek salgın döneminin asıl aktörleri olan sağlık emekçilerinin maaşları eksik ödendi.[20] Birçok sağlık çalışanı salgın sebebiyle hayatını kaybetti. En yüksek risk grubunu oluşturmalarına rağmen gerekli önlemler alınmadı. Hükümet sağlık çalışanlarını koruyamadığı gibi izin, istifa ve emeklilik haklarını yasaklayarak onların kendilerini korumasının da önüne geçti.[21]

Türkiye’nin salgın politikasındaki en önemli sorunlardan bir diğeri ise verilerin paylaşılmasında şeffaflığın eksik olmasıydı. Zoraki bir normalleşme sürecinin ardından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca hiçbir bilimsel kanıt sunmaksızın “ikinci bir dalga beklenmediğini” ifade etti.[22] Bilimsel olarak hiçbir anlam ifade etmeyen bu söylem, egemen sınıf için kâr anlamına geliyordu. Turizmin canlılığı, salgının daha hızlı yayılması pahasına tercih edildi.

Eylül sonunda Türkiye’deki şeffaflık sorunlarından bir diğeri daha ortaya çıktı: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vaka sayısını açıklamadıklarını; yalnızca “hasta” (yani semptom gösteren vaka) sayısını bildirdiklerini ifade etti.[23] Gelen eleştirilere verdiği yanıt ise “halkın sağlığı kadar ulusal çıkarların da korunduğu” oldu.[24] Bu, AKP hükümetinin “ulusal çıkar” olarak tanımladığı şeyin halk sağlığından bağımsız olduğunu göstermesi bakımından çok talihsiz bir açıklamaydı. Bu “ulusal çıkar” öyle bir çıkar ki o ulusu meydana getiren bileşenlerin hayatını fütursuzca tehlikeye atabiliyor.

Hükümetlerin “ulusal çıkar” olarak tanımladığı şeyin o ulusu meydana getiren insanlardan bağımsız, onların üstünde bir varlık olarak kurgulanması Covid-19’un öncesinde de sıkça rastladığımız oldukça yerleşmiş bir algıydı. Covid-19 krizi, “ulusal çıkarlar” ile halkın çıkarları arasındaki uçurumun ne gibi tehlikeler meydana getirebileceğini bir kez daha göstermiş oldu.

Çevre sorunlarının küreselliği

Covid-19 kapitalizmin doğa ve hayvanlar üzerindeki tahakkümünün getirdiği tahribatı daha görünür kıldı. Şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir tahakküm karşısında doğanın sessizce sahneden ayrılacağı anlayışının gerçekdışılığını açıkça gözler önüne serdi. Covid-19 doğanın tahribatının getirdiği ne ilk araz ne de son. Aksine iklim değişikliği gibi çok daha büyük bir tehlike bizi bekliyor.

Kapitalizmle beraber şimdiye kadar hiç olmadığı düzeylere ulaşan çevresel tahribat (ormansızlaştırma, yoğun tarım, endüstriyel atıklar, santrallerin ve barajların inşası) ekosistemlerde habitat kaybına sebep oluyor. Bununla beraber biyolojik çeşitliliğin korunması gereken bölgeler ile beşerî faaliyetlerin sürdürüldüğü alanlar arasında tampon görevi gören sınırlar gitgide ortadan kalkıyor. Beşerî unsurlar ile yaban türler arasında tehlikeli bir yakınlaşma başlıyor. Bu yakınlaşma yeni patojenlerin evrimi açısından oldukça elverişli.[25] Covid-19 gibi pek çok patojen, sermaye üretiminin ürünlerinden biridir.

Peki, salgının yabani hayvanlardan kaynaklandığını söylemek, asıl müsebbibin kapitalizm değil de Çin toplumu ve onların kültürel pratikleri olduğu anlamına mı geliyor? Hem anaakım medya hem de kapitalist üretim sisteminin salgındaki kabahatini hafifletmeye çalışan kimi sözümona bilimsel çalışmalara göre bu, pekâlâ buraya çıkıyor.

Ormansızlaştırmaya en büyük katkıları yapan bir grup uluslararası şirket, 1940’tan günümüze dünyanın farklı bölgelerindeki salgın çıkma riskini gösteren bir harita paylaştı. Bu haritaya göre salgın riskinin en yüksek olduğu yerler Çin, Hindistan, Endonezya ile Latin Amerika ve Afrika’nın bazı bölgeleriydi. Bu harita, ekonomik boyutu göz ardı edilerek yalnız başına dolaşıma sokulduğunda, maalesef buradan salgınlara, riskli bölgelerdeki insanların sorumsuzluğunun, o bölgedeki kültürel pratiklerin, bölge halkının doğayla kurduğu yanlış ilişkinin sebep olduğu gibi tamamen yanlış bir anlam çıkarılabiliyor. Oysa odaklanılması gereken nokta, salgının baş gösterdiği bölge değil; salgını tetikleyen küresel ekonomik faillerin bu bölgelerle kurduğu ilişki. Salgınların ortaya çıkışı, bu ekonomik ilişkilerle doğrudan bağlantılı. Bölge toplumunun davranışlarına, (sanki ekonomik ilişkilerden bağımsızmış gibi) kültürel pratiklere odaklanmak, doğanın tahribatında asıl inisiyatifi elinde bulunduran bu ekonomik ilişkileri görünmez kılıyor.

Pandemi krizinin bir kez daha ortaya koyduğu üzere çevre sorunları, bölgesel değil küreseldir. Bu, salgınlar için olduğu kadar iklim değişikliği için de geçerli bir prensiptir. Ne küresel ısınma ne de çevresel tahribatın diğer etkileri dünyanın bir bölgesiyle sınırlı kalacak; aksine bu etkiler tüm dünyayı etkisi altına alma potansiyeline sahip. Her ne kadar üretim belirli bir bölgeye odaklansa ve çevresel sorunlar bu bölgelerde yoğunluk kazansa da dünyanın geri kalanı bu sorunlardan tecrit edilemeyecek. Covid-19 salgını, tüm dünyayı etkisi altına alması ve pandemi olarak nitelendirilmesiyle çevresel sorunların küresel sorunlar olduğunu açıkça göstermiş oldu.

Fabrika çiftlikleri

Salgınlarla ilgili edinilen yanlış bilgilerden biri de salgınların yalnızca Çin gibi “anormal” kabul edilen beslenme pratiklerine sahip bölgelerde meydana geldiği iddiası. Günümüzde “normal” addedilen büyük çiftliklere dayalı hayvan endüstrisinin taşıdığı riskler göz ardı ediliyor. Bugün daha fazla kâr için adeta bir şart haline gelmiş yüksek popülasyonlu, hayvanların burun buruna yaşadığı büyük fabrika çiftlikleri, potansiyel bir salgın için biçilmiş kaftan. Bu merkezler daha fazla bulaşmayı ve tekrarlayan enfeksiyonu kolaylaştırıyor.

Fabrika-çiftliklerinde üretim, tamamen patojen virülansının evrimini ve yayılımını tetikleyen unsurlarla çevrelenmiştir.[26] Her ne kadar hayvancılık, doğal bir süreç içerisinde meydana geldiyse de bugün meydana getirdiği zararlar hem onun hem de kapitalizmin sürdürülebilir olmadığını gözler önüne seriyor.

Sonuç

Yaz sezonunda özellikle turizmin etkisi ve sürü bağışıklığından medet umma sonucunda dünyanın pek çok yerinde zoraki normalleşme süreçleri yaşandı. Fakat okulların açılması, alınan önlemlerdeki yetersizlikler gibi bir dizi etmenin sonucunda vaka ve ölümler oldukça tehlikeli sayılara ulaştı. Kasım ayından itibaren ise Fransa ve İngiltere başta olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinde yeni bir karantina süreci yaşanacak.

İngiltere’de Ekim sonlarında günlük 25 bini aşkın vaka kaydedildi. Fransa’da ise Ekim ayı sonlarında günlük 50 bini aşkın vaka kaydedilirken, Kasım ayı başında günlük vaka sayısı 60 bin civarındaydı. Her iki ülkedeki sayılar da birinci dalganınkileri katlayarak aşıyor.[27] Fransa’da hastanelerin yoğun bakım servislerinin neredeyse yüzde 40’ı Covid-19 hastalarıyla dolmuş durumda.[28] Ekim ayı salgında dünya için en kötü ay olarak kayıtlara geçti. Kasım’ın ilk haftasında, küresel günlük vaka sayısının ortalaması 540 bini aştı. Küresel vaka sayısının 30 milyondan 40 milyona ulaşması 32 gün, 40 milyondan 50 milyon ulaşması ise sadece 21 gün sürdü. Bu, bize normale dönüş sürecinin yanlış yönetildiğini gösterdiği gibi, “karantina” olarak adlandırılan sürecin, vakaları minimuma indirmek için gerekli şartları sağlamadığını da göstermiş oldu. Her ne kadar “karantina” olarak adlandırılsa da pek çok hükümet bu süreçte zaruri olmayan işletmelerdeki üretimi durdurmadı, işyerlerindeki ve toplu taşımadaki kalabalığa bir çözüm getiremedi. İşçi sınıfının önemli bir kısmı hiçbir zaman karantinaya giremedi.

Yeni karantina sürecinin organizasyonu eskisine öyle çok benziyor ki bu, hükümetlerin ilk karantina sürecinde yaşanan sorunlardan ders çıkarmadığını gösteriyor. Tıpkı birinci dalgada gerçekleştiği gibi bu sefer de “işyeri serbest, sokak yasak” şeklindeki anlayış benimsendi. Okullar, işyerleri, üniversiteler açık. Oysa vakaların yüzde 60’ı buralardan kaynaklanıyor. [29]

Hükümetler hâlâ kârı toplum sağlığının önüne koyuyor ve kapitalizmin temel dinamiklerine zarar vermeden Covid-19’dan kurtulmanın bir yolunu arıyor. Bu uğurda milyonların hayatı tehlike altına atılıyor. Oysa Covid-19 pandemisi, kapitalizmin doğurabileceği krizlerin yalnızca bir ön gösterimi. Eğer Covid-19’un teşhir ettiği sistemsel sorunlar ortadan kaldırılmazsa, gelecekte tüm insanlığı çok daha büyük felaketler bekliyor olacak.

 

Kaynakça

BBC Türkçe, “ABD Başkanı Trump: Aşı 3-4 hafta sonra hazır olabilir”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-54171897 (Erişim tarihi: 16 Eylül 2020).

CNN Türk, 2020, ”Sağlık Bakanı Fahrettin Koca: İkinci dalga beklemiyoruz”, https://www.cnnturk.com/video/turkiye/son-dakika-saglik-bakani-fahrettin-koca-ikinci-dalga-beklemiyoruz (Erişim tarihi: 3 Haziran 2020).

Deutsche Welle Türkçe, 2020, “Trump’tan aşı 3-4 haftaya hazır açıklaması”, https://www.dw.com/tr/trumptan-a%C5%9F%C4%B1-3-4-haftaya-haz %C4%B1r-a%C3%A7%C4%B1klamas%C4%B1/a-54942171

Diken2020a, http://www.diken.com.tr/beyaz-saraya-donen-trump-covid-19dan-korkmayin/

Diken, 2020b, ‘Her vaka hasta değildir’ diyen Koca’ya sosyal medya soruyor: #Vakasayısıkaç. (2020, 1 Ekim). Diken: http://www.diken.com.tr/her-vaka-hasta-degildir -diyen-kocaya-sosyal-medya-soruyor-vakasayisikac/ adresinden alındı

Emren, T., 2020, “Maskeler Düştü “Felaket Kapitalizmi”Ateşe Odun Taşıyor“. Enternasyonal Sosyalizm: https://www.enternasyonalsosyalizm.org/maskeler-dustu -felaket-kapitalizmi-atese-odun-tasiyor.html

Euronews, 2020,“ Trump‘ın koronavirüse karşı dezenfektan enjekte edilmesi önerisine uzmanlardan tepki geldi“ https://tr.euronews.com/2020/04/24/trump-n-koronaviruse-kars-dezenfektan- enjekte-edilmesi-onerisine-uzmanlardan-tepki-geldi (Erişim tarihi: 24 Nisan 2020).

Guardian, 2020, https://www.theguardian.com/world/2020/may/07/black-people-four-times-more- likely-to-die-from-covid-19-ons-finds

Korona verilerini gizlemek Bakan‘a göre “ulusal çıkar“. (2020, Ekim 2). https://marksist.org/icerik/Haber/14592/Korona-verilerini-gizlemek-Bakana-gore -ulusal-cikar adresinden alındı

Marksist.org, 2020a“Sağlık emekçileri tükeniyor, sağlıkçıların kıyımını durdurun!“ (http://marksist.org/icerik/Haber/14764/Saglik-emekcileri-tukeniyor, -saglikcilarin-kiyimini-durdurun (Erişim tarihi: 28 Ekim 2020).

Marksist.org, 2020b, “Yönetenler salgını unuttu, enfeksiyon kontrolden çıkıyor“, https://marksist.org/icerik/Dunya/14231/Yonetenler-salgini-unuttu,-enfeksiyon-kontrolden-

Marksist.org, 2020c, “ABD seçimleri – Amerikan korku hikayesi“ https://marksist.org/icerik/Dunya/14783/ABD-secimleri— Amerikan-korku-hikayesi (Erişim tarihi: 2 Kasım 2020).

Mazzucato, M., & Momenghalibaf, A., 2020, . “Drug Companies Will Make a Killing From Coronavirus”, https://www.nytimes.com/2020/03/18/opinion/coronavirus -vaccine-cost.html (Erişim tarihi: Ekim 2020)

Molyneux, D., Hallaj vd., 2020, “Zoonoses and marginalised infectious diseases of poverty: Where do we stand?”, https://parasitesandvectors.biomedcentral.com/articles/10.1186/1756-3305-4-106

Oxfam, 2020a, https://www.oxfam.org/fr/communiques-presse/les-benefices-des-entreprises- explosent-les-plus-riches-empochent-des-milliards

Oxfam, 2020b, “Power, Profits and The Pandemic”. https://www.oxfam.org/en/research/power-profits-and-pandemic

Reed, T., 2020,. “More than 1,700 U.S. healthcare workers have died from COVID-19, nurses’ union says”, Fierce Health Care: https://www.fiercehealthcare.com/practices/report-how-many-u-s-healthcare -workers-have-died-from-covid-19-contracted-job

Strauss, D., 2020,. Financial Times. https://www.ft.com/content/fabd4737- fa29-45ca-ad62-1b04c71d7b6a

The New York Times, 2020, https://www.nytimes.com/2020/07/14/business/economy/ automakers-production-shutdown-coronavirus.html

VOA News. (2020), https://www.voanews.com/covid-19-pandemic/poverty-dramatically-increases -covid-19-death-risk-researchers-say

Wallace, R., Liebman, A., Chaves, L. F., & Wallace, R. (2020, Nisan 16). “COVID-19 ve sermayenin çevrimleri“, https://sendika64.org/2020/04/covid-19-ve-sermayenin-cevrimleri-rob-wallace -alex-liebman-luis-fernando-chaves-ve-rodrick-wallace-584354/

Woods, H. (2020, Ağustos). Business Insider. https://www.businessinsider.com/billionaires-net-worth-increases-coronavirus -pandemic-2020-7

Worldometer, 2020, https://www.worldometers.info/coronavirus/ country/us/

DİPNOTLAR

[1]     Worldometer, 2020.

[2]     VOA News, 2020.

[3]     Guardian, 2020.

[4]     Financial Times, 2020.

[5]     Business Insider, 2020.

[6]     Oxfam, 2020.

[7]     The New York Times, 2020.

[8]     Oxfam, 2020.

[9]     A.g.e.

[10]    Marksist.org, 2020.

[11]    Mazzucato & Momenghalibaf, 2020.

[12]    Mazzucato, 2020.

[13]    Diken, 2020a.

[14]    Wallace, Liebman, Chaves, & Wallace, 2020.

[15]    EuroNews, 2020.

[16]    DW, 2020.

[17]    BBC, 2020.

[18]    Reed, 2020.

[19]    Marksist.org, 2020a.

[20]    A.g.e.

[21]    A.g.e.

[22]    CNN Türk, 2020.

[23]    Diken, 2020b.

[24]    Marksist.org, 2020b.

[25]    Emren, 2020.

[26]    Wallace, Liebman, Chaves, & Wallace, 2020.

[27]    Worldometer, 2020.

[28]    Marksist.org, 2020c.

[29]    A.g.e.